Kayyum atanmış KK ekibini yasayla, tüzükle, diplomasiyle kurultaya götürmek mümkün olmayacaktır.
Kayyuma karşı yapılan hamleler, PM üyelerinin istifasıyla kurultayı zorlamak mesela; evet tüzük buna el veriyor belki ama nasıl askeri darbe dönemlerinde mevcut hukuk geçersiz kılınıyorsa bugün darbe yönetimi altındaki CHP’de de hukuk/tüzük işletilmeyecektir.
Sonuç vermeyeceğini bile bile bütün yolları zorlayıp meşruiyet zeminini pekiştirmeleri doğrudur elbette ama seçilmiş Özgür Özel yönetiminin partinin başına geçme yolları sıkı sıkıya kapalı tutulacaktır. Hukuk, tüzük, siyasal partiler mevzuatı, falan filan… Geçin; ‘norm’ olmaktan çıktı bunlar. Zaten hukuka aykırı, devlet zoruyla yapılmış bir darbedir söz konusu olan.
Görünüşte “CHP içi çatışma”, gerçekte ise rejimin muhalefeti seyrelterek kurumsallaşma hamlesi olan bu yaşananlar karşısında, sol çevrelerde sıkça rastladığımız “düzen partisidir, yesinler birbirlerini” gibi üst perdeden sözler etmenin anlamı nedir? Ya da “iki tarafı da sağduyuya davet etmek” mesela, bir çözüm önermek midir?
Peki, Özel’i, “mağdur olduğu halde mücadeleyi meşruiyet zemininden masa başına, elitler arası müzakereye çekerek halkın enerjisini söndürme(k) …” ile itham etmek, (sol görünüyordur belki ama) hakkaniyetli bir yaklaşım mıdır?
‘Az sonra’ dokunulmazlığı kaldırılarak Silivri’ye götürülebileceği konuşulan, yüzlerce miting yapıp CHP’nin antenlerini sola ve Kürt siyasetine açık edebilen bir siyasetçiyi, genel başkanlığı gaspedilmişken “halkın enerjisini söndürmek”le eleştirmek çok zorlama olmuyor mu acaba?
Velhasıl, CHP’nin solunda olmak, eleştiride ölçüsüzlüğü ve yerçekimsizliği kimseye hak kılmıyor. Bu sürece dair ’soldan’ düşülecek bir not da bu olsun.