Kemal Kılıçdaroğlu’na dair gerçekçi bir değerlendirmeyi, ilk olarak 2024 yılında akademisyen Behlül Özkan’dan dinledim. Behlül Özkan’ın analizinin merkezinde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “başarısızlık serisinin” kişisel bir tesadüf veya hata değil; onun devleti ve halkı algılayış biçiminden kaynaklanan sistemik, “bürokratik” bir siyaset tarzının doğrudan sonucu olduğu tezi yatıyor.
Kılıçdaroğlu gerçekten de bir “memur” refleksi ile hareket ediyor. Ve devletin sürekli ona “çağrı yapacağını, onu geri getireceğini” düşünerek yaşadı.
Kılıçdaroğlu’nun siyasal eylemsizliği bir kişilik kusuru değil, belirli bir devlet-toplum kavrayışının zorunlu sonucudur.
Bugün mutlak butlan kararını da “bir çeşit devlet çağrısı” olarak görmesi yüksek ihtimaldir.
Onun mantığına göre devlet ona görev başına git dedi. İktidar değil, devlet dedi bunu! (Ama bu devletin içinde serpiştirilmiş yoğun iktidar aklı da olduğunu altını çizelim.)
Çünkü onun için meşruiyet, halkın iradesinden değil devletin tasdikinden geliyor.