Yapay zekâ (YZ), sağlıktan eğitime, istihdamdan güvenliğe dek toplumsal yaşamın her alanında hızla belirleyici bir güç haline gelmektedir. Küresel ölçekte değerlendirildiğinde, yapay zekânın en ağır bedelini ödeyenlerin başında kadınlar gelmektedir.
Ne var ki bu sistemler, geliştirildikleri toplumların önyargılarından bağımsız değildir. Yapay zekâ sistemleri geçmiş verilerle eğitilir. Eğer bu veriler, onlarca yıllık —hatta yüzyıllık— toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin izlerini taşıyorsa, yapay zekâ da bu eşitsizliği öğrenir, tekrarlar ve çoğu zaman daha sistematik hale getirir.
Bir başka deyişle, yapay zekâ kendi başına cinsiyetçi olmayabilir; ancak cinsiyetçi bir dünyanın verileriyle eğitildiğinde, geçmişin ayrımcılığını geleceğin teknolojisine kodlar.
Bu nedenle bugün karşı karşıya olduğumuz sorun yalnızca teknik bir mesele değildir. Mesele, teknolojinin kimin verileriyle eğitildiği, kimin ihtiyaçlarına göre tasarlandığı, kimin denetiminden geçtiği ve sonuçta kimi güçlendirip kimi dışarıda bıraktığı meselesidir.