Başta Merkez Bankası ve siyasal iktidar olmak üzere ekonomi şefleri Türkiye’de halkı uzun süredir yanıltıyor. Kavram kargaşasıyla su bulanıyor ve gerçek perdelenmek isteniyor.
Neoliberal dünyanın kalanı gibi Türkiye’de de enflasyona karşı tipik bir ‘enflasyon hedeflemesi rejimi’ uygulanıyor. Esasen iki fikre dayanıyor. Birincisi, hedefin üzerindeki enflasyonun sorumlusu işçilerdir; ikincisi işsizlik artışı enflasyonu kontrol etmek için ödemeye değer bir bedeldir.
Rejim, kâr peşinde koşanı değil, ücretiyle geçineni hedef alıyor. Bu modelde sendikalar piyasayı bozan bir ‘alerjen’ olarak görülüyor. Rejimin sınıfsal karakterini yalnızca bu bile faş etmeye yeter.
İsminden de anlaşılacağı üzere bu model, bir enflasyon hedeflemesi rejimi, bir tahmin rejimi değil. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yayınlarında yer alan ifade ile bu rejim; sayısal bir enflasyon hedefi belirlenmesini ve Merkez Bankasının öngörülen süre zarfında bu hedefe ulaşmayı taahhüt etmesini esas alıyor.
Ancak Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan -daha önceki toplantılarda olduğu gibi- dünkü enflasyon toplantısında da, “Enflasyonun 2026 yıl sonunda yüzde 26; 2027 yıl sonunda ise yüzde 15 olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz” diyordu.
Merkez Bankası esasen bir enflasyon tahmini yapmıyor, enflasyon hedefi belirliyor ve bu hedefe ulaşacağını taahhüt ediyor. Yani yetkisine dayanarak garanti veriyor. Tahmini ise herhangi biri yapabilir, tahmin yapan garanti vermez.