Son yirmi yıl incelendiğinde, Dünya’nın en değerli şirketler listesindeki değişim de bunu doğrular nitelikte. Örneğin, 2005 yılında bu listede küresel ekonominin temel ağırlık merkezlerinin enerji, finans ve sanayi olduğunu görüyoruz.
Listenin üst sıralarında ExxonMobil, BP, Royal Dutch Shell gibi petrol devleri; Citigroup ve Bank of America gibi finans kuruluşları yer alıyordu. Küresel ekonomik güç büyük ölçüde enerji üretimi, sermaye akışı ve fiziksel üretim kapasitesi üzerinden şekilleniyordu.
Bugün ise çok farklı bir tablo var. Listenin zirvesinde Nvidia, Apple, Microsoft ve Alphabet gibi teknoloji şirketleri yer alıyor. Özellikle yapay zekâ ve yarı iletken odaklı şirketlerin trilyon dolarlık değerlere ulaşması, ekonomik gücün artık veri işleme kapasitesi ve hesaplama gücü etrafında toplandığını gösteriyor.
Ancak işin ilginç tarafı şu: Dijital ekonomi büyürken fiziksel kaynakların önemi azalmıyor, tam tersine daha stratejik hale geliyor. Çünkü veri merkezleri enerji olmadan ya da yarı iletken üretimi kritik mineraller olmadan çalışamıyor. Başka bir ifadeyle, dijital ekonominin yükselişi fiziksel kaynaklara olan bağımlılığı azaltmıyor, hatta daha stratejik hale getiriyor.