Önce 8 Mart eylemlerinde karşımıza çıkıyorlar, ardından Akbelen ve Giresun’daki maden karşıtı eylemlerde boy gösteriyorlar, ardından Ankara’daki madenci direnişini, 1 Mayıs’ta da TKP’nin Kartal’daki mitingini provoke etmeye çalışıyorlar.
Asıl büyük provokasyon ise ODTÜ’de geliyor: İlkay Akkaya’yı protesto adı altında ve bayrağın arkasına saklanarak yapmaya çalıştıkları şey, aslında devrim yürüyüşü diye bilinen ve yıllardır geleneksel olarak devam eden anmaya yönelik bir provokasyon girişimi.
Provokasyonu yapmak için seçtikleri günün 6 Mayıs’a, yani Denizlerin idam edildiği güne denk gelmesi de neyin ne olduğunu açıkça gösteriyor.
Tüm bunları yaparken “sağ-sol bitti” deseler ve siyaset üstü görünmeye çalışsalar da söylemleri ve kullandıkları dil, asıl niyetlerini gizlemelerini engelliyor.
Bunun karşısında yapılacak şey elbette ki sağcılıkla sağcılık, milliyetçilikle milliyetçilik yarıştırmak olamaz, olmayacaktır.
Bu gasp siyasetiyle ancak sermaye düzenini hedefe yerleştirerek, memleketin fabrikasına, ormanına, madenine, deresine, denizine daha sıkı sarılarak, bu topraklarla daha fazla tutunarak, işçi sınıfının ve emekçi halkın bu memleketin asli sahibi olduğunu göstererek, bağımsız bir Türkiye’yi, aydınlık bir Türkiye’yi, halkın yönettiği bir Türkiye’yi savunarak mücadele edilebilir.
Yurtseverlik, bir sınav olarak Türkiye solunun karşısına bir kez daha çıkıyor; faşizme karşı mücadelenin seyrini de başarılı olup olmayacağını da belirleyen asıl faktör bu sınavın nasıl verileceği olacak.