Sahada gerilim kontrollü ama tehlikeli bir şekilde tırmanıyor. ABD’nin ekonomik baskıyı artırma stratejisi sürerken, denizdeki hareketlilik dikkat çekici boyuta ulaşmış durumda. Hürmüz Boğazı’nda karşılıklı kısıtlamalar devam ediyor.
ABD’nin İran limanlarına giriş-çıkış yapan çok sayıda gemiyi durdurması ya da yönlendirmesi de fiili bir abluka görüntüsü veriyor. Buna karşılık İran’dan gelen “misilleme” mesajları, askeri küçük bir adımın hızla daha geniş bir çatışmaya dönüşebileceğine işaret ediyor.
İran’dan yansıyan gelişmeler ise, çatışmaların sona ermesinin ardından Tahran’da başlayan bir güç savaşına işaret ediyor. Mevcut tablo ülkenin savaş sonrası döneme çok zayıflamış, ama bir o kadar da sertleşmiş bir rejimle gireceğini gösteriyor.
Dini otoritenin el değiştirmesi ve yürütmenin zayıflamasıyla birlikte Devrim Muhafızları (IRGC) -özellikle Ahmed Vahidi’nin de komutan olarak atanmasıyla- iyiden iyiye merkezi aktör haline geldi. Ancak bu yükseliş, sağlam bir hakimiyetten çok hasarlı bir güç birikimine işaret ediyor. Üst düzey kadrolardaki kayıplar, komuta zincirindeki parçalanma, güvenlik mimarisini daha da karmaşık ve öngörülemez hale getiriyor.
Ortaya çıkan tablo askeri etkinin arttığı, fakat kurumsal bütünlüğün zayıfladığı bir sistemi gösteriyor. Bu nedenle İran’da savaş sonrası dönemde net bir askeri diktatörlükten ziyade, anayasal görünümünü koruyan, ancak fiilen güvenlik aygıtının gölgesinde işleyen hibrit bir yapı öne çıkabilir.
Meşruiyet üretmekte zorlanan bu yeni düzen, elitler arası rekabet ve toplumsal baskılarla birlikte uzun süreli bir istikrarsızlık riskini de içinde barındırıyor.