Problem demokrasinin artık iyi çalışmadığı veya yetersizliği değildir. Zengin ve güçlü ülkeler bunları demokrasi ve hukukun üstünlüğü sayesinde başardılar. Zenginliklerini devam ettirmeyi de bu sayede başardılar.
Gerçekte otokrat ve despot olan ve “güçlü liderlik” adı altında kamufle edilen başkan veya başbakanlar ise ülkelerini; ya ekonomik olarak gerilettiler ya güvenlik riski içine soktular ya itibarsızlaştırdılar ya da hepsini birden yaptılar.
Aslında “güçlü” de değiller. Sadece despot ve benciller ve de iyi yalan söyledikleri için halklarını bir süre yanıltabilmeyi başarıyorlar. Koltuğa oturduklarında da yalanlarının, dolayısıyla iktidarlarının devamı için demokrasiyi, hukuku, ifade hürriyetini, şeffaflığı, liyakati ve ehliyeti baskı altına alıyorlar. Mutlaka ama mutlaka siyasi rakiplerine hukuk dışı saldırı ve başarabilirlerse onları hapse attırmak da değişmez davranış biçimleridir. Bir ortak özellikleri de ülkelerinin hiçbir temel sorununu çözmeye yanaşmadan, her gün sadece yeni seçimi düşünerek kıyasıya popülizm yapmalarıdır.
Bir açıdan bu tablo demokrasinin de eksiği ama otokratlar ne kadar kuralsız olsa da bu demokrasinin işlevini yitirdiği anlamına gelmez. Çünkü başka çıkış yolu yok.