İran rejiminin ocak ayında yaydığı şiddet dalgası sırasında sessiz kalmak, tepkinin siyasi tekelini diasporadaki monarşistlere bırakmak, Batı solunun büyük hatalarından biriydi. Yaşanan korkunç kıyımlara İran’ın yoksulları, işçileri, kadınları, azınlıkları ve solcularının penceresinden bakmak yerine, sadece ve sadece, “Tepkiler Amerika’nın işine yarayacak mı” sorusuyla yaklaşmak, Batı solunu atalete itti. Bundan faydalanan liberaller ve muhafazakarlar, “Bakın gördünüz mü, insanların katledilmesi solcuların umurunda değil” gibi boş laflara rahatça saygınlık kazandırdılar.
Anaakımın bu oyununu bozmak kolay değil. Zira ellerindeki kaynaklardan dolayı, sol doğru mesajları verse bile olan biteni çarpıtmaya her zaman devam edecekler. Buna rağmen, özellikle de devrimcilerin ve sosyalistlerin her türlü zulme ve haksızlığa karşı net bir duruş sergilemeleri, kendi ilkeleriyle sürekli çelişmemeleri, sol ve ilerici güçleri toparlamanın ve bunları içine alan geniş bir halk cephesi kurabilmenin olmazsa olmazı.
Şunu tekrar ederek bitirelim: Bugünkü önceliğimiz kesinlikle emperyalizmin mağlubiyete uğratılması. Tüm solun ve ilericilerin bu noktadaki birlikteliği. Farklılıklarımızı abartıp, emperyalizme ve savaşa karşı ördüğümüz cepheyi yıpratmanın, zayıflatmanın hiçbir anlamı yok. Fakat bu birlikteliği kemikleşmiş aktivist çevrelerin ötesine yayabilmek için, şimdiye kadar yapılanların çok işe yaramadığı da açık.