Bugünü yaşadıkça düşüncelerim tamamen değişti. Artık, bizim neslin şimdikilere göre daha şanslı olduğunu düşünüyorum. Soğuk Savaş dönemi bugüne göre daha öngörülebilir bir dönemdi. O dönem yaşadığımız olaylarda “barış” umudu çok daha fazlaydı.
Bugün çatışma riski yüksek bir ortam var. Ama daha önemlisi “barış” yaratmanın zor olduğu bir yapı mevcut. Böyle olunca hafta sonu Immanuel Kant’ın “Ebedi Barış Üzerine Felsefi Deneme” adlı kitabını tekrar tekrar karıştırmak şart oldu.
Kant’a göre barış, ahlaki bir zorunluluk ve varoluşsal bir ihtiyaç. Neden ahlaki ve varoluşsal? Çünkü barış, nefret dilini kullanmayı engelleyerek çatışmayı öteleyen bir kavram, barış hakkını ve talebini savunmak ise varoluşsal bir ihtiyaç.
Kant bir barışın anlaşmaya dönebilmesi için anlaşmanın içinde gizlenmiş bir savaş nedeni olmaması gerektiği üzerinde durur. Böylesi bir anlaşmanın barış anlaşması sayılamayacağını söyler. İran-ABD arasında Pakistan’da yapılan barış görüşmelerinden çıkan ya da çıkamayan sonuçlara baktığımızda Kant’ın hakkını vermemiz gerekiyor.
Keza ABD’nin talepleri “açık” bir çatışma nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bir barış ortamı oluşsa bile sürekliliği hep soru işareti.
Kant, savaşlarda dahi kurallara dikkat edilmesini ve barış için devletlerin karşılıklı güven duymalarını imkânsız kılacak yolları kullanmamalarını öğütler. Bugün öğüdü dinleyen bulmak neredeyse imkânsız.