Ragıp Kutay Karaca: Kant'a göre barış

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bugünü yaşadıkça dü­şüncelerim tamamen değişti. Artık, bizim neslin şimdikilere göre daha şanslı olduğunu düşü­nüyorum. Soğuk Savaş dönemi bugüne göre daha öngörülebilir bir dönemdi. O dönem yaşadığı­mız olaylarda “barış” umudu çok daha fazlaydı.

Bugün çatışma riski yüksek bir ortam var. Ama daha önemli­si “barış” yaratmanın zor olduğu bir yapı mevcut. Böyle olun­ca hafta sonu Immanuel Kant’ın “Ebedi Barış Üzerine Felsefi De­neme” adlı kitabını tekrar tek­rar karıştırmak şart oldu.

Kant’a göre barış, ahlaki bir zo­runluluk ve varoluşsal bir ihti­yaç. Neden ahlaki ve varoluşsal? Çünkü barış, nefret dilini kullan­mayı engelleyerek çatışmayı öte­leyen bir kavram, barış hakkını ve talebini savunmak ise varo­luşsal bir ihtiyaç.

Kant bir barışın anlaşmaya dö­nebilmesi için anlaşmanın için­de gizlenmiş bir savaş nedeni ol­maması gerektiği üzerinde du­rur. Böylesi bir anlaşmanın barış anlaşması sayılamayacağını söy­ler. İran-ABD arasında Pakis­tan’da yapılan barış görüşmele­rinden çıkan ya da çıkamayan sonuçlara baktığımızda Kant’ın hakkını vermemiz gerekiyor.

Ke­za ABD’nin talepleri “açık” bir çatışma nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bir barış ortamı oluşsa bile sürekliliği hep soru işareti.

Kant, savaşlarda dahi kural­lara dikkat edilmesini ve barış için devletlerin karşılıklı güven duymalarını imkânsız kılacak yolları kullanmamalarını öğüt­ler. Bugün öğüdü dinleyen bul­mak neredeyse imkânsız. 

Ragıp Kutay Karaca’nın yazısı