Gülistan Doku soruşturmasında ifade veren Silar Altaş, eski Tunceli valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in ‘Kız hamile kaldı, ben de kafasına sıktım’ dediğini öne sürdü.

Tunceli başsavcılığının başlattığı soruşturmada 15 zanlı gözaltına alınmıştı. Bu kişiler arasında dönemin Tunceli valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel ve dönemin Tunceli Devlet Hastanesi başhekimi Çağdaş Özdemir de var.
Valinin oğlu Mustafa Türkay Sonel de tutuklandı. Böylece tutuklu sayısı 10’a çıktı.
Daha önce gözaltına alınan şüphelilerden dokuzu tutuklanmıştı. O kişiler şöyleydi:
- Doku’nun SIM kartındaki verileri sildiği iddia edilen eski polis Gökhan Ertok
- Eski Tunceli il özel idaresi çalışanı Erdoğan Elaldı
- Şükrü Eroğlu (Dönemin Tunceli valisi Tuncay Sonel’in koruma polisi)
- Zeinal Abakarov (Gülistan Doku’nun eski erkek arkadaşı)
- Zeinal Abakarov’un annesi Cemile Yücer
- Zeinal Abakarov’un eski polis üvey babası Engin Yücer
- Celal Altaş
- Nurşen Arıkan
- Ferhat Hanedan Güven
Munzur Üniversitesi’nin güvenlik kameralarından sorumlu Savaş Gültürk ve Süleyman Önal’sa dün (17 Nisan) adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Bugün vali Sonel’in koruma polisi Şükrü Eroğlu da tutuklandı.
Gazeteci Ceylan Sever’in aktardığına göre ABD’de olduğu düşünülen firari şüpheli Umut Altaş’ın ağabeyi Silar Altaş ifadesinde şunları söyledi:
*Türkay ‘Ben bir kızla birlikte oldum, hamile kaldı’ demiş. Ben de Umut’un çok üstüne gittim, sürekli sorguladım. En sonunda ‘Umut, nedir bu mevzu?’ diye sordum. Bana sadece evet-hayır şeklinde cevaplar verdi.
*‘Kız hamile mi kalmış?’ dedim, ‘Evet’ dedi. ‘Aldırmak istememiş mi?’ dedim, ‘Evet’ dedi. Hep kaçamak cevaplar veriyordu. Anlattığına göre Türkay, ‘Kız hamile kaldı, ben de kafasına sıktım’ demiş. Bu ‘kafasına sıktım’ ifadesini birkaç kez tekrar etti. Büyük ihtimalle tek bir mermi sıkmış.
*Türkay, olayı kısaca şöyle anlatıyormuş: ‘Birinin kafasına sıktım.’ Hatta silahı önceden başkalarına da gösterdiği söyleniyor.
*Arabası BMW 420’ydi, koyu mavi-siyah arası bir renkti. Silahı torpidoya koyuyordu. Arabayı Umut’a da veriyordu. Sürekli araçlarla geziyorlardı. Hatta çoğu zaman arabaları çalıp getiriyorlardı; yaptıkları şey genelde buydu.
*Bu kızın Gülistan olma ihtimali nedir diye sorarsanız, bence yüzde yüz. Kardeşime çok kızdım. ‘Sen ne yaptın Umut, öldürdün mü?’ dedim. O da bana şöyle dedi: ‘Abi, bana bunu anlattı. Ben korktum. Birini öldürmüş bir adamdan korktum. O yüzden sesimi çıkaramadım.’ Valinin kötü biri olduğunu düşündüğü için de korkmuş olabilir.
*Umut’a dedim ki: ‘Bak, bu kadar şey olmuş, ortada bu kadar ciddi iddia var. Bu adam bu işin içindedir’. Çünkü bazı şeylerin silindiğini, ortadan kaldırıldığını söylüyordu.
*Bir keresinde bana şunu anlattı: ‘İstanbul’daki evine gittim’ dedi. ‘Bir gün babası durduk yere geldi, beni alnımdan öptü. Halbuki normalde yüzüme bile bakmayan bir insan, gelip böyle davranınca dikkatimi çekti’ dedi.
*Ben de Umut’un üzerine gittim. ‘Ne olduysa açık açık anlat. Babasıyla ilgili farklı bir durum var mı? Onun bir şeylerden haberi var mı?’ diye sürekli sordum.
*Aslında olayın Zeynal’ın üzerine kalacağı konuşuluyordu. Ama Zeynal geri dönünce, sanki yön başka birine çevrildi. Bize göre bunu yapabilecek, bu kadar şeyi saklayabilecek kişi belliydi.
*Umut’un bana anlattığına göre Türkay, kız hamile kaldığı için kürtaj yaptırmak istemiş. Kız kabul etmeyince aralarında sorun çıkmış. Türkay da, siyasi bağlantılarından dolayı korktuğu için kızı vurmuş olabilir. Babasının vali olması da bu korkuyu artırmış olabilir. Çünkü Umut’un anlattığına göre Türkay her şeyden çekinen biriydi. Umut’a, ‘Bunu hiç sorgulamadın mı? Bu işin aslı nedir diye hiç üzerine gitmedin mi?’ diye sordum. ‘Abi, o sırada çok korktum’ dedi.
*Umut’un anlattığına göre Türkay, ‘Ben bir kızı vurdum. Hamile kaldı, aldırmak istemedi. Tartıştık’ demiş. Özellikle ‘kafasına sıktım’ ifadesini kullanmış. Umut da buna tepki göstermiş, aralarında kısa bir tartışma yaşanmış ama sonra konuyu kapatmışlar. Çünkü ‘Birini öldüren biri bana da zarar verebilir’ diye korkmuş.
*Umut’un konuşması gerektiğinin farkındayım. Daha sonra dayım geldi. ‘Savcılık ve Adalet Bakanlığı devrede, artık kimse bir şeyden korkmasın, ne biliyorsanız anlatın’ dedi. O noktadan sonra biz aile olarak korkmayı bıraktık.
*Bu olaya birçok kişi dahil edilmiş. Olay büyük; öyle kolayca üstü örtülecek bir şey değil. Bunun farkındayız. Benim şu an aklıma gelen tek isim ‘Sütlü Bey’. Onu da sadece vali koruması olduğu için biliyorum.
*Umut’la konuştuğumda ona şunu sordum: ‘Bu işe kimler karışmış olabilir, nasıl olmuş olabilir?’ Koruması var mı? Vardır, olabilir. Ama kimdir, nedir, bilmiyoruz. ‘Bu kızı kim götürdü, kim gömdü, kim sakladı? Nasıl oldu da bu kız aylardır kayıp?’ diye sordum. Umut da ‘Bilmiyorum abi’ dedi. ‘Koruma olabilir mi?’ dedim, ‘Olabilir’ dedi.
*Koruma olarak Şükrü ismini duydum. Erdoğan ismini de duydum. Bu kişiler; Umut, Türkay ve koruma, sürekli birlikte takılıyorlarmış. Hatta bir evleri olduğunu da duydum ama nerede olduğunu bilmiyorum. Sadece bir ev olduğundan bahsedildi.
*Ev kimin adına diye sorulduğunda; İlker, Uğurcan ve Ercan Çelebi isimlerini duydum. Bunlar aynı arkadaş grubundaydı, birlikte vakit geçiriyorlardı. Daha sonra bir süre sonra yolları ayrılmış. Umut 19 yaşına geldiğinde, yani olaydan yaklaşık bir iki yıl sonra araları açılmış.
*Mektup meselesini de şöyle anlattı: Mektubu Türkay götürüp bırakmış. Vali’nin oğlu olan Türkay’ın bunu yaptığı söyleniyor. Nereye bıraktığını tam bilmiyorum. Anladığım kadarıyla kızın ablasına bırakıldığı söyleniyor, en azından haberlerde bu şekilde geçiyor. Bu konuyu duyduğumda Umut’a çok sert tepki gösterdim. ‘Nasıl olur da telefonunu verirsin?’ dedim. O da ‘Ben değilim’ dedi. ‘Türkay konuşmuştur’ diye cevap verdi.
*‘Neden telefonunu veriyorsun, ne konuşuldu bilmiyor musun?’ diye sordum. Zaten ne konuşulduğunu bilse ve anlatsa doğrudan hapse girecek bir durum olduğunu düşünüyorum. Umut, olayın detaylarını tam bilmediğini söylüyor. Sadece Türkay’ın arabada kendisine ‘Birini vurdum’ dediğini aktarıyor. ‘Bir kız hamile kaldı, aldırmak istemedi, ben de vurdum’ şeklinde konuştuğunu söylüyor. Silahı getirip getirmediğini ya da gösterip göstermediğini ise net bilmiyor.
*Biz aile olarak Umut’u sorguladık. ‘Bu adamın kimlerle takıldığını bilmiyor musun? Bu kız ne zamandır kayıp, bunları hiç mi düşünmedin? Telefonunu vermişsin, bir yere gitmişsin, bırakmışsın’ diye üzerine gittik.
*Mektup konusunda da şunu anlattı: Türkay, Umut’u bir yere bırakmış ve ‘Git, bunu bırak’ demiş. Umut mektubu bırakıp geri dönmüş. Daha sonra Türkay gelip onu tekrar almış. Bu durumun Umut’un üzerine suç atmak için mi yapıldığı, yoksa neden böyle bir yol izlendiği net değil. Umut da aynı şeyi söyledi; mektupta da benzer şekilde yazdığını ifade etti.