İşleyişi iddialı bir biçimde somutlayan çalışmalardan biri, geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da Bilgi Üniversitesinde düzenlenen Historical Materialism konferansında tanıtımı yapılan Güney Işıkara ve Patrick Mokre’nin Marx’s Theory of Value at the Frontiers başlıklı kitabı.
Yazarlar, uluslararası girdi-çıktı tablolarını kullanarak 1995-2020 döneminde uluslararası değer transferlerini ölçmeye çalışıyor ve uluslararası ticarette eşitsiz değişimin iki kanaldan işlediğini gösteriyorlar: Birincisi, teknolojik üstünlüklerden ve sermaye yoğunluğundaki farklılıklardan doğan sermayenin değer bileşimi farkları. İkincisi ise ülkeler arasındaki ücret düzeyi ve sömürü oranı farklarından kaynaklanan artı değer oranı farklılıkları. Bu yaklaşıma göre, merkez ülkeler dünya ekonomisindeki daha gelişkin üretim yapıları ve daha güçlü rekabet konumları sayesinde değer çekebiliyor. Biçimsel olarak eşit görünen değişim, gerçekte bir ülkede yaratılan değerin bir bölümünün başka ülkelere aktarılmasıyla sonuçlanıyor.
ABD, Britanya, Japonya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin başını çektiği bir grup ülke, dünya üretiminin yaklaşık yüzde 6’sına denk gelen ve incelenen dönem boyunca toplamda 70 trilyon avroyu aşan bir değer transferinin başlıca alıcıları durumunda. En büyük net değer kaybeden ekonomiler arasında ise Meksika, Endonezya, Rusya, Güney Kore ve Brezilya geliyor. Hatta, Meksika ve Endonezya’da üretilen değerin yarısından fazlasının dışarıya transfer edildiği hesaplanıyor. Türkiye de net değer kaybeden ülkeler arasında yer alıyor.
Kapitalizmin eşitsiz gelişme dinamiklerinin yeniden biçimlendirdiği dünyada, günümüzde yaşanan gelişmeleri anlamlandırmak için kapitalist birikimin dinamikleri ve emperyalizmin iktisadi mantığı üzerine düşünmek yeniden önem kazanıyor.