Tahminlere göre 2040’a kadar Türkiye dahil 33 ülke ‘aşırı yüksek su stresi’ riskiyle karşı karşıya kalacak.

Dünya genelinde artan nüfus, kentleşme, tüketim alışkanlıkları, çatışmalar ve iklim değişikliği su kaynakları üzerinde baskıyı hızla artırıyor.
Özellikle üretim aşamasında yoğun su kullanımı gerektiren elektrik ve hayvansal gıda tüketimindeki artış, kentleşme ve nüfus artışı suya talebi yükseltiyor. Bu artan talebe karşılık değişen yağış rejimleri ve kuraklıksa su arzını azaltıyor.
ABD merkezli düşünce kuruluşu, Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI), Ağustos 2025’te yüzey suyu kaynakları üzerindeki rekabeti ve tükenmeyi ölçen su stresi göstergesi kapsamında 167 ülkeyi analiz etti.
Araştırmada 2040’da ‘aşırı yüksek su stresi’ kategorisinde yer alacağı öngörülen 33 ülke arasında Türkiye de 27’nci sırada yer alıyor.
33 ülke ve tablo şöyle:

Ortadoğu su kıtlığının merkezinde
Araştırmaya göre 33 ülkeden 14’ünün Ortadoğu’da. Bahreyn, Kuveyt, Katar, BAE, Filistin, İsrail, Suudi Arabistan, Umman ve Lübnan en yüksek risk puanı olan ülkeler arasında.
Ortadoğu halihazırda dünyanın en az su güvenliğine sahip bölgelerinden biri. Bölge, yer altı suyu rezervlerine ve deniz suyunun tuzdan arındırılması gibi maliyetli yöntemlere ciddi ölçüde bağımlı.
Bu durumun yalnız çevresel bir sorun olmakla kalmadığı, ekonomik büyümeden gıda üretimine, enerji arzından göç hareketine kadar geniş bir güvenlik alanını doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurduğu belirtiliyor.
Suriye’de 2011’deki iç savaş öncesindeki uzun süreli kuraklık, tarım gelirlerinin çökmesine ve yaklaşık 1,5 milyon kişinin kırsaldan kentlere göç etmesine neden olmuştu.
Su, Filistin ve İsrail arasındaki onlarca yıllık çatışmanın da önemli bir boyutunu oluşturuyordu.
‘Dünya nüfusunun yüzde 26’sı güvenli içme suyundan yoksun’
UNESCO Su Bilimleri Bölümü Direktörü Abou Amani, su güvenliğini şöyle tanımladı: “İnsan ve ekosistem sağlığını sürdürmek için yeterli miktarda ve kabul edilebilir kalitede suya erişimi güvenceye alma ve sel, heyelan, toprak çökmesi ve kuraklık gibi tehlikelere karşı can ve mal güvenliğini etkin şekilde koruma kapasitesi.”
“Su güvenliği olmadan sürdürülebilir kalkınma sağlanamaz” diyen Amani, su güvenliğinin gıda ve enerji üretiminden halk sağlığına kadar istikrarın temelini oluşturduğunu belirtti.
Amani ayrıca 2024 itibariyle dünya nüfusunun yüzde 26’sının güvenli biçimde yönetilen içme suyu hizmetlerinden yoksun olduğunu belirtti. “En ağır yükü kadınlar ve kız çocukları çekiyor” diye konuştu.