Hüseyin İrfan Fırat: Türkiye'de iş güvencesinin yasal serüveni, siyasi müdahaleyle nasıl 'budandığının' açık bir kanıtı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye’de iş güvencesinin yasal serüveni, işçi lehine başlayan bir sürecin siyasi müdahaleyle nasıl “budandığının” açık bir kanıtıdır. 9 Ağustos 2002 tarihinde kabul edilen 4773 sayılı Kanun, iş güvencesi kapsamını “10 ve daha fazla işçi” çalıştıran işyerleri olarak belirlemişti. Bu eşik, Türkiye’deki işgücü piyasasının büyük bir bölümünü iş güvencesi şemsiyesi altına almayı hedefliyordu.

Ancak mevcut hükümetin yasalaştırdığı 4857 sayılı İş Kanunu sürecinde bu eşik, hiçbir bilimsel veya ekonomik gerekçeye dayanmaksızın 30 işçiye yükseltildi. Bu değişiklik, Türkiye’deki işletme yapısının mikro ölçekli doğası göz önüne alındığında, iş güvencesini genel bir kural olmaktan çıkarıp “istisnai bir koruma” haline getirdi. Bugün işletmelerin %98’inin “geçerli sebep” sunma zorunluluğunun dışında kalmasının ve milyonlarca işçinin işe iade hakkından mahrum bırakılmasının mimarı, işte bu siyasi tercihtir.

Nisan ayında kamuoyuyla paylaşılan Mart 2026 verileriyle geniş tanımlı işsiz sayısının 12 milyonu aşması ve atıl işgücü oranının %29,9’a ulaşması, krizin boyutunu gösteriyor. İşveren dünyası “savaş ekonomisi” ve “maliyet artışı” gerekçelerine sarılırken, sigortalı çalışanların yaklaşık 7 milyonu, sadece iş yerindeki personel sayısı 30’un altında olduğu için iş güvencesi kapsamı dışında kalmaktadır. Bu kitle için “fesih”, işverenin iki dudağı arasındadır; ne geçerli sebep aranmakta ne de işe iade yolu açılmaktadır.

Pandemi döneminde “Kod-29” ile gördüğümüz güvencesizlik, bugün Orta Doğu’daki savaşın yarattığı belirsizlikle yeni bir boyuta evriliyor. 6 aylık kıdem şartı ve belirsiz süreli sözleşme zorunluluğu gibi bariyerler, işçiyi fesihe karşı tamamen savunmasız bırakmaktadır. İşveren örgütlerinin “esneklik” adı altında yürüttüğü lobi faaliyetleri ise, kalan dar koruma alanını da yok etmeyi hedeflemektedir.

Hüseyin İrfan Fırat’ın yazısı