Yalnızca Türkiye’de değil, İslam dünyasının her yerinde İsrail karşıtlığı “siyasi değer” üreten bir olgu. Bu yüzden bölgedeki yönetimler İsrail ile “zorunlu” ilişkilerini el altından veya kapalı kapılar arkasında yürütmeyi tercih ediyorlar öteden beri.
İran’a karşı açık açık ABD/İsrail safında yer alan ülkeler bile Tel Aviv yönetimine laf söylemeden Tahran’ı hedefe koyamıyorlar.
12 ülke dışişleri bakanının katıldığı “İslam ve Arap Ülkeleri Olağanüstü İstişare Zirvesi”nin ardından yayımlanan bildiri bunun ifadesi mesela. Türkiye’nin öyle bir metnin altında imzasının bulunması talihsizlik ama bu kendi tercihimiz olmasa gerek. Kamuoyundaki genel hava ile hükümetin tutumu arasındaki makasa baktığımızda bir yandan ABD’den, bir yandan da bazı Arap ülkelerinden gelen ağır bir diplomatik tazyik altında olduğumuzu anlıyoruz.
Unutmayalım ki bugün “fiilen İsrail’in safında savaşa girmiş olan” ülkeler daha önce kendi vatandaşlarına İsrail’e karşı savaşa hazırlandıklarını söylüyorlardı.
İsrail ile savaşacağız derken İsrail’in safında savaşa girmek zorunda kalmaları bizim için de ibret dolu bir hadise değil mi?