Sanırım, kredi kartı denen çağdaş illeti disiplin toplumunun -Michel Foucault’nun o meşhur gözetim, denetim ve normlara uyum mekanizmalarıyla sistematik biçimde şekillendiği modern toplum(umuz)- bir unsusu olarak düşünsek yanlış olmaz. Okul gibi kışla, fabrika gibi kredi kartlarıyla boynumuzdan bağlı olduğumuz finans-kapital kurumları da bizi disipline etmiyorlar mı?
Borçlandırılmış insan, Lazzarato’ya göre, kapitalizmin yeni biçiminin tanımladığı bir insandır: “…neoliberal ekonomi esasen geleceğe yönelmiş bir ekonomidir ve bu ekonomi, geleceği bugünün iktidar ilişkileri içinde denetim altına alır. Bu bağlamda borç, geleceğin bugüne indirgenmesinin aracıdır.” der yazar.
Bu noktada Foucault’nun disiplin toplumu analizleriyle Lazzarato’nun borçlandırılmış insan düşüncesi kol kola girer. Foucault’nun tarif ettiği disiplin mekanizmaları dışsal kurumlar üzerinden işlerken, Lazzarato’nun tarif ettiği borç ilişkisi, disiplinin içselleşmesini sağlar. Artık birey dışarıdan denetlenmez; kendi borcu üzerinden kendisini denetler.
Sonuç olarak kredi kartı, Türkiye’de hiçbir zaman yalnızca bir “ödeme kolaylığı” sunan araç olmamıştır. Aksine, daha en başından itibaren bireyi borç üzerinden tanımlayan ve bu borç ilişkisini süreklileştiren bir mekanizma olarak işlemiştir. Bu nedenle kredi kartını yalnızca finansal bir enstrüman olarak değil, bireyin davranışlarını düzenleyen ve onu belirli bir ekonomik rasyonalite içinde yeniden kuran bir disiplin tekniği olarak değerlendirmek gerekir.