Bir 14 Mart’a daha kavuştuk. Hekimler bir “tıp bayramına” giderken ne istiyor? Halkın sağlığına adanmış bir mesleğin mensupları olarak işlerini doğru yapabilmek, emeklerinin karşılığını alabilmek, demokratik, laik, barış içinde, özgür bir ülkede insanca yaşamak istiyor. Hepimiz gibi.
Savaşların, sömürünün kol gezdiği bir coğrafyada, kentlerin, doğanın, havanın, suyun katledildiği, yoksulluğun, işsizliğin büyüdüğü, çocukların, gençlerin beslenemediği, barınamadığı, insanların çalışırken öldüğü bir ülkede sağlıklı olmayı ve kalabilmeyi konuşuyoruz. Koşullara bakınca, bayram mı diyorsunuz? Kelimeler insanın boğazına düğümleniyor.
Bu 14 Mart’ta hekimlerin özellikle vurguladıkları sorun hastaya yeterli süre ayıramamak. Hastayı da, hekimi de tüketen, tedirgin eden, sağlık hizmetini baştan sakatlayan, yıllardır azalmayan, artan bir sorun bu. Baştan sakatlayan dedim ama aslında arkasında tıp ve sağlık eğitiminden, piyasacı düzene kadar uzanan çoklu nedenler var.
Son yayımlanan 2024 Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre; Türkiye’de bir yılda 1 milyar 48 milyon kez hekime başvuru yapılmış. Kişi başı ortalama yıllık hekime başvuru 12,2 olmuş. Avrupa Birliği ve OECD ortalamalarının neredeyse iki katı fazla hekime gidiyoruz. Asıl tuhaf olanı Sağlık Bakanlığı’nın bundan rahatsız olmaması. Planlamasını hekime başvurunun artmasına göre yapıyor. İnsanlar hasta olmasın, hekime az başvursun değil, “daha çok hastalansın, doktor doktor gezsin” diye planlama yapan bir Bakanlık, tuhaf değil mi?