Sermayenin uluslararası genişlemesi durmasa da durağanlaştı, toplam ekonomik pasta dünya nüfusunun büyüme hızına kıyasla genişlemiyor, demek ki görece daralıyor. Dün ekonomik kaynaklarını militarizme ancak sınırlı ölçüde yatıran Almanya ve Japonya, yani dünyanın 3. ve 4. ekonomik güçleri, militarizme devasa kaynaklar ayırmaya başlıyor. Savaşçıl emperyalist rekabetin yeni dünyasında askeri gücü olmayan, emperyalistten sayılmıyor.
Bu yeni dünyada, örneğin Rusya, ekonomik açıdan geri olduğu Almanya’dan daha etkili olabiliyor. ABD ve Rusya, ilki Batı Yarıküreyi, ikincisi eski Çarlık coğrafyasını aralarında paylaşırken, Avrupa’ya seyretmek düşüyor. ABD’nin İran’ı vurmasına ses etmeyen Rusya, karşılığında Ukrayna’yı; Çin ise Tayvan’ı istiyor. Dünya askeri güç esasına göre yeniden paylaşılıyor.
ABD’nin Venezuela ve İran’a bahanesiz, açık yağmacı, haydutça saldırıları “çokkutupluluk” teorilerini sorguluyor. Çin ve Rusya’ya bu teori yoluyla atfedilen olumlu vasıfların hiçbirisinin gerçeği yansıtmadığı da açıkça görülüyor. Çin’i ezilen bir ülke sayan “Küresel Güney” tezi de dökülüyor. Eğer emperyalist küreselleşme döneminde 21. Yüzyıl sosyalizminin “barışçıl, güleryüzlü sosyalizm” olacağı öngörülmüşse, bu teorinin sınandığı Bolivarcı Venezuela’nın başına gelenlerden sonra, emperyalizmin alternatifinin ancak devrimci sosyalizm olabileceği de anlaşılmıştır. Emperyalizmi dans ederek durduramazsınız.