Fehim Taştekin: Trump'ın dua seansları tanrısal bir kisveye ihtiyacı olduğunu gösteriyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Soykırımcı-Esptein koalisyonunun İran’a karşı başlattığı savaşın ilk haftası, ağır yıkım ve kayıplara rağmen saldırgana kestirmeden hedeflediği zaferi sunmadı. Savaş, İran’ın misilleme saldırılarıyla çok sayıda ülkeyi ateş çemberinin içine aldı. Bunu göze alamayacağı düşünülüyordu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘strateji kitabı’ çok sayıda hata verdi. Dini Lider Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey kadroları öldürüp, ülkeyi başsız bırakarak hızlıca çöküşe sürükleme senaryosu izlendi, tutmadı. İran kendi anayasal kuralları içinde liderlik düzenini koruyor. Komuta-kontrolü çökertmek için silahlı kuvvetler ve Devrim Muhafızlarının neredeyse tüm karargahları ve tesisleri vuruldu. Savunma ve saldırıda ‘başsızlık’ oluşmadı.

Evet halk sokaklara çıktı ama yıkmak için değil Hamaney’in yasını tutmak için. Hamaney’in bir sığınakta değil de konutunda aile fertleriyle birlikte öldürülmesi meşruiyet krizi yaşayan bir düzene yeni ve güçlü bir sembol kazandırdı. Hamaney’in ‘Kerbelaî direniş’ çağrısı kendi yokluğundan varlık buldu.

Kürtleri savaştırma teklifi Irak Kürdistan Bölgesi’ni cendereye sokuyor. İran açıkça bu plana ortaklık etmesi halinde Kürdistan Bölgesi’nin stratejik varlıklarını vuracağını iletti.

Irak hükümeti de diken üzerinde. ABD, Haşd’uş Şaabi güçlerini bombalarken Irak tamamen çatışmalara sürüklenme korkusu yaşıyor. Şimdilik Erbil ve Bağdat arasındaki görüşmelerden “Irak’ın İran’a karşı fırlatma tahtası olmasına izin verilmeyecek” diye bir mutabakat çıktı.

Trump’ın yol haritası bulanık, tutarsız. Kimseye demokrasi de vadetmiyor. Gökten yıkım ve ölüm yağdırmayı askeri strateji zanneden Trump’ın dua seansları tanrısal bir kisveye ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Artık bu İranlılar için sadece varoluş değil haysiyet savaşı!

Fehim Taştekin’in yazısı