Bir tarafta Çin kaynaklı talep zayıflığı var. Bu durum normal şartlarda emtia fiyatlarını aşağı çekmesi gereken bir gelişme.
Ama diğer tarafta Ortadoğu kaynaklı enerji riski bulunuyor. Bu da petrol fiyatlarını yukarı itme potansiyeli taşıyor.
Başka bir ifadeyle küresel ekonomi aynı anda iki zıt güçle karşı karşıya. Bir yanda Çin kaynaklı talep düşüşü, diğer yanda ABD-İsrail-İran kaynaklı arz riski.
Unutmayın bu tür dönemler tarihsel olarak ekonomilerin en kırılgan olduğu zamanlardır.
1970’lerde yaşanan petrol şokları da benzer bir tablo yaratmıştı.
Büyüme yavaşlarken maliyetler artmış ve dünya ekonomisi uzun süreli bir stagflasyon sürecine girmişti.
Bizim açımızdan tablo daha da hassas.
Çünkü Türkiye hem enerji ithalatçısı bir ülke hem de ihracatının büyük bölümünü Avrupa’ya yapan bir ekonomi.
Çin’deki yavaşlama Avrupa sanayisini etkilerse Türkiye’nin ihracatı da dolaylı olarak baskı görebilir.
Öte yandan Ortadoğu’da yaşanacak bir enerji krizi petrol fiyatlarını yükseltirse Türkiye’nin cari açık ve enflasyon sorunları yeniden patlar.
Ne yazık ki; Türkiye, küresel ekonomideki bu iki büyük gerilim hattının tam ortasında bulunuyor.