Sosyal medyanın ilk çıktığı günleri hatırlar mısınız? 3-5 gerçekçi beğeni alıp sevinirdik; çünkü o zamanlar insanlar hala gerçek bir dünyada yaşıyordu ve sosyal medya sadece bir eğlence alanıydı. Fakat artık bir vitrinden çok daha fazlası.
Bir yanda gerçek hayat var; dağınık evler, sokağa çıktığınızda somurtan kaba insanlar, yetişmeyen işler, ertelenen planlar, iç sıkıntısı, yorgunluk, kararsızlık. Diğer yanda ise ekranda gördüğümüz hayatlar; filtreli yüzler, kusursuz sofralar, düzenli evler, romantik ilişkiler, disiplinli sabah rutinleri, sürekli gülümseyen insanlar.
Gerçek hayatla vitrindeki hayat arasındaki uçurum büyüdükçe, insan da kendi içinde bölünüyor.
Kimse bize “mükemmel ol” demiyor ama biz kendimizden hep “daha fazlasını” bekliyoruz. Hep iyi hissetmek zorunda değiliz, her gün harika geçmek zorunda değil, hayat sürekli estetik bir akışta ilerlemek zorunda değil.
Gerçek huzur, mükemmel görünmekte değil; kendi dağınıklığını, eksikliğini, sıradanlığını utanmadan kabul etmekte.
Ve belki de bugünlerde en devrimci şey, kusursuz görünmeden iyi bir hayat yaşayabilmek.