Siyaseten iktidar olmak, halkın oyları ile belirli yönetim makamlarına geçmeyi ifade eder. Muktedir olmak ise, kısaca, iktidarı ele geçirenin hemen hiçbir sınır tanımadan her alana hakim olmasını ya da olmaya çalışmasını ifade eder. Klasik devlet yapısının şablonları yıpratıldıkça sınırlı ve denetimli siyasi yetkiyi haiz iktidarlar zamanla her alana uzanarak sınırsız ve denetimsiz mutlak muktedir olmaya yeltenmektedirler.
Evet, kapitalizmin bu aşamasında geçmişin ‘kibar’ iktidarlarını mumla arar hale geldik. Günümüzün çılgınlığını en iyi yansıtan kuşkusuz Trump’tır. Ne var ki, Trump günümüzün hukuk tanımaz, adeta her türlü iplerini koparmış iktidar tiplerinin en önde gidenidir, fakat arkadan gelenler de zaman zaman arayı kapatmada geride kalmamaktadır. Bir zamanlar neoliberalizmin başlangıç dönemlerinde sermaye hakimiyeti için “Taşlar bağlanmış, köpekler salınmış” ifadesini kullanırdık, şimdi de hukuk tanımaz çılgın başkanlar için aynı ifade geçerli olmaktadır.
Siyasi iktidarlar, teoriye göre, toplumsal hizmetler için göreve gelir. Ancak, iktidar makamı güçlü karar ve uygulama yeri olarak, iktidara gelen siyasi erkin bu güç ve geniş yetkiyi toplumsal çıkar yanında bizzat kendi çıkarı için ya da sonucu toplumsal olabilmekle beraber toplumun kahir ekseriyetinin oyunu alamadan zor uygulayarak kullanma arzusu ortaya çıkabilir. Böylesi kriz dönemlerinde siyasi erkin başlatmaya niyetlendiği süreci frenleyebilecek karşıt erke gereksinme duyulur.
Siyasi erkin muktedir olmaması, muktedir olmaya çalışmaması, saplantılı hırslarla böylesi yollara sapmaması toplumun olduğu kadar, bizzat siyasi kadronun da etik ve hukuksal güvencesidir.