Medyada nefret söylemi, yalnızca açık düşmanlık ifadeleriyle değil; daha örtük ve dolaylı anlatımlar yoluyla da farklı düzeylerde işleyen söylemsel stratejilerle üretiliyor. Bu söylemler, belirli bir kimliği hedef almanın ötesine geçerek, toplumsal hiyerarşileri pekiştiren, farklılıkları tehdit unsuru olarak yeniden tanımlayan bir anlam yaratıyor. Medya izleme çalışmasında sıkça karşılaştığımız söylem üretme yöntemlerinin başında suçun kimlikle ilişkilendirilmesi geliyor. Bu örneklerde bir durumun veya olayın sonuçlarının doğrudan bir kimlikle ilişkilendirildiğini görüyoruz. Böylece münferit bir eylem, tüm kimliğin karakter özelliğine dönüştürülüyor. Bu yöntem haberlerde ‘Ermeni terörü’, ‘Suriyeli suçlular’ gibi kalıplaşmış ifadelerle kendini gösteriyor ve belirli kimliklere yönelik düşmanlığı pekiştiriyor.
Sıkça kullanılan yöntemlerden bir diğeri ise ‘biz’ ve ‘onlar’ karşıtlığının kurulması. Bu dili kullanan haber örnekleri Türklüğü bir üst kimlik olarak konumlandırıyor ve bunun dışında kalan grupları potansiyel ‘tehdit’ olarak aktarıyor. Sıfat kullanımı, nefret söylemi içeren haberlerde sıkça karşılaştığımız bir diğer yöntem. Bu yöntemde kimlik ifadelerinin kendileri ‘azgın’, ‘alçak’, ‘hain’ gibi kelimelerle tanımlanıyor. Tüm bu yöntemler bir araya geldiğinde medyada özellikle “değişmeyen ötekiler” olarak adlandırdığımız kimliklerin sürekli nefret söylemi ve ayrımcı söylemin hedefi haline geldiğini gözlemliyoruz.
Ermeniler ‘ulusal kimliğe yönelik iç ve dış tehdit’ olarak tasvir edilerek orantısız bir düşmanlık ve savaş söylemine maruz bırakılıyor. Bu söylem, yalnızca belirli olaylar bağlamında değil, Türkiye’deki milliyetçi tarih anlatısının sürekliliği içinde varlığını koruyor. Özellikle 24 Nisan anmaları veya Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yaşanan her olay, bu düşmanlık söylemini pekiştiren etkenlere dönüşüyor. ‘Azgın Ermeniler’, ‘Ermeni lobisi’ gibi ifadeler yoluyla Ermeniler ‘tehdit’ olarak işaret ediliyor ve mevcut düşmanlık algısı pekiştiriliyor. Ayrımcı dilin veya sembollerin daha geniş toplumsal sonuçlarıyla beraber ele alınması ve nefret iklimiyle bağlantısının vurgulanması bir mücadele alanı yaratabilir.