Göksel Aymaz: Şeytana karşı salavat getirir gibi 'Her şey güzel olacak' demekten vazgeçmek gerekiyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Nüfusun yüzde 55’i, hadi her iki kişiden biri diyelim, ülke gündemini takip etmenin kendisini ‘fazla’ ya da ‘çok fazla’ bunalttığını söylüyor.

Toplumun yüzde 61’i ‘yüksek düzeyde tükenmişlik hissi’ yaşıyor; her iki kişiden biri psikolojik desteğe muhtaç.

Rakamlar gerçekten ürkütücü; insanda evlere kapanıp dış dünyayı sonsuza dek ‘dışarıya hapsetme’ dürtüsü uyandırıyor.

Berbat bir düzen olan kapitalizm, insanlığın görüp göreceği son yaşam formu değil, tarihin bittiği ettiği yok.

Ama bu gerçek, köksüz temelsiz bir umuda dönüşüp fakirin ekmeği olarak kaldığı sürece, bahtsızların sırtına ‘her şeyin iyiye gideceğine’ inanma yükümlülüğünü yüklemekten başka bir işe yaramaz. Biz el atmadıkça hiçbir şeyin kendiliğinden iyileşeceği yok; durduk yere iyiye gitmez dünya.

Henüz erişilmemiş geleceği heba etmemek için bu kör inanıştan, şeytana karşı salavat getirir gibi, “Her şey güzel olacak” demekten vazgeçmek gerekiyor. Böyle bir temelsiz ütopyadan vazgeçilmesi (kapitalizmin başka bir berbatlığını, Hitlerciliğini yaşamış Adorno’nun dediği gibi) onun gerçekleşmesine benzer. 

Sahici bir ütopya yaparak öğrenilen bir şeydir, kendisindeki ‘dünyayı değiştirebilme gücünü’ görebilmiş toplumun kolektif deneyimidir. Ama iyi bir yaşam umudu kalmamış olanlar bunun çok uzağında ‘bir köşede saklanmayı’ tercih edebilirler. Bu bir kaçıştır ve ‘kaçış’ insanın kendi kendini manipüle etme hilelerini öğrenmesine ve uyarlamasına yönelik iyi örgütlenmiş bir etkinliktir. 

Göksel Aymaz’ın yazısı