Mete Kaan Kaynar: Mesele emeklilerin neden otobüse bindiği değil; neden başka hiçbir yere gidemediğidir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Farkında mısınız, öğleden sonra otobüslerde başlayan emekli yoğunluğunun? Dürüst olalım, hepimiz biliyoruz hiçbir işleri olmadıkları halde yolculuk ettiklerini; amaçlarının biraz hoşsohbet, biraz dedikodu olduğunu; hatta onlarınkinin bir yolculuk değil bir sosyalleşme olduğunu. Peki ya bir insan neden buna ihtiyaç duyar ki?

Yaşlıların siber-mekândan ve dijital kamusal alandan (e-devlet, online sosyalleşme vb.) dışlanması, onları fiziksel artık-mekânlara (otobüslere) hapseder. Barrantes’in belirttiği gibi aşırı dijital yoksulluk, yaşlıyı bilginin ve modern kamusalın dışına iterek, onu zorunlu bir fiziksel devinime ve analog sosyalleşme alanlarına mahkûm eder.

Bu koşullar altında şehir içi otobüsler, klasik anlamda bir ulaşım aracı olmanın ötesine geçerek artık-mekân işlevi görmeye başlar. Ücretsiz ulaşım hakkı, emekli için bir lütuf değil; kamusal hayata tutunmanın son maddî aracıdır. Otobüs, tüketim zorunluluğu üretmeyen nadir kamusal mekânlardan biri hâline gelir.

Sonuç olarak otobüslerde karşımıza çıkan bu emekli kalabalığı ne bireysel tercihin ne de masum bir oyalanmanın sonucudur. Bu manzara, yurttaşlığın maddî zemininin sistemli biçimde aşındırılmasının gündelik hayatta aldığı en yalın, en görünür biçimdir. Emekli, kamusal hayattan çekilmez; çekilmek zorunda bırakılır. Geriye kalan ise hak temelli bir yurttaşlık değil, ücretsiz kartlara, istisnalara ve idare edilmeye indirgenmiş eksik bir üyelik rejimidir.

Otobüs, bu eksik yurttaşlığın seyyar mekânı olarak, sosyal devletin geri çekilişini her durakta yeniden ilan eder. Dolayısıyla mesele emeklilerin neden otobüse bindiği değil; neden başka hiçbir yere gidemediğidir. Bu soru cevapsız kaldıkça, otobüs koltuklarında kurulan bu kırılgan kamusallık, bir dayanışma sahnesi olmaktan çok, yurttaşlığın sessizce askıya alındığı bir toplumsal teşhir alanı olarak varlığını sürdürecektir.

Mete Kaan Kaynar’ın yazısı