Nuray Sancar: Geniş bir coğrafya ateş hattında

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Çeyrek yüzyıl biterken Trump’lı ABD, kısa bir duraklamadan sonra herkese ne yapacağını söyleyen hakim bir aktör haline geldi. 1990’lı yıllardaki karşılıklı bağımlılık tezinin mecrası olan süper güç, bu kez “Hepiniz bana bağımlı olacaksınız” çünkü “Önce Amerika” demeye başlamıştı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük ödemeyi yaptığı NATO’nun maddi yükünü Avrupa’ya paylaştırdı, serbest ticareti ABD’nin iç pazarlarının çıkarı için vergilendirdi, Avrupa’nın savunması için daha fazla para ayırmayacağını duyurdu. Hiçbir devlet ve ulusal çıkar, başlıkları bizzat Trump tarafından belirlenen ABD’nin çıkarlarından daha önemli olamayacaktı ve bedeli bu devletlerden hizmet alan baş emperyaliste değil hizmet verene ödetilecekti. DTÖ’nün Doha oturumlarının vaadi dolmuş görünüyordu. Ya da zaten yolu o oturumlar açmıştı.

Yüzyılın ikinci çeyreğine doğru ilerlerken ABD’nin yeni sömürgecilik politikası doğrultusunda Pasifikten Atlantik’e, Doğu Akdeniz’den Karadeniz’e, Ortadoğu’dan Afrika ülkelerine ve hatta İç Asya’ya kadar geniş bir coğrafya ateş hattında. Deyim yerindeyse ABD, kurduğu üsler, yaptığı silah yığınakları ve uzun menzilli vurucu gücüyle kendi egemenlik alanlarını diğer devletlerin ulusal sınırlarını tanımadan, dirençleri de kırarak genişletiyor.

Trump zaten barışın ancak ülkesinin silah gücünün önünde diz çökmek anlamına geldiğini ilan etmişti. Yıl biterken Türkiye’de düşen kaynağı belirsiz İHA’lar, Libya genelkurmay heyetini taşıyan uçağın düşmesi, bir F-16’nın Gürcistan-Azerbaycan sınırında 20 ölümlü kazaya uğraması vb. örnekler Türkiye’nin; Karayipler’deki Venezuela kuşatması Latin Amerika’nın sınırlarının nasıl çizildiğinin de göstergesi. Kazakırım olaylarının failinin bizzat ABD olup olmaması önemli değil. Ancak ABD tarafından oluşturulan konseptin artık mümkün kıldığı bir sınırlama harekatı bu.

Karşılıklı bağımlılık hikayesinin sonu ABD’nin “Bana bağımlısınız” ilkesine bağlanırken yüzyılın başında düşmanını arayan savaş, onu şimdi Çin’de ve kısmen Rusya’da buldu. Eski yılın son günlerinde Kıbrıs civarında ABD uyduları tarafından kurulan koalisyon Somaliland’ın oluşumuyla taçlandırıldı. İran’a tehditler savurulmaya devam ediyor.

Yüzyılın ilk çeyreği ABD devletinin kendine ait bir Roma İmparatorluğu kurma yolundaki ilerlemesinin, dünya düzeninin yeniden tesisinde yol katetmesinin tarihidir. İkinci çeyrek, bu sürecin hangi karşı dirençlerle, nereye kadar ilerleyebileceğinin tarihi yazılacak. Henüz halklar bu tarihe ateş hattından göç ederek, yer yer zayıf direnişlerle girdiler.

Yüzyılın başındaki üç dalga halinde görülen halk direnişleri (Başta Arap Baharı) ve işçi sınıfı eylemleri yeni bir dalga yaratamazsa ikinci çeyreğin tarihi ilk çeyrekteki emperyalist işgalin, yeni sömürgeciliğin ve çatışmaların yayılmasının hikayesi olarak yazılacaktır. Bir yazan kalırsa şayet.

Nuray Sancar’ın yazısı