2025’te sanki gizli bir el, ülkeyi baştan aşağı yeniden şekillendirmeye soyundu. Bütün ezberler bozuldu; bugüne kadar “Asla olmaz” veya “Mümkün değil” dediğimiz ne varsa hepsi gelip hayatımızın merkezine yerleşti.
“2025’i nasıl bilirdiniz?” diye sorsalar, hiç tereddüt etmeden “Gözaltılar, boykotlar ve tutuklamalarla bilirdik” diye cevap veririm. Koca bir yıl boyunca adliye koridorlarından çıkamadık; olaylar ya orada başladı ya da orada bitti.
Her sabah gözümüzü açtığımızda kameralar bizi adliye koridorlarında karşıladı. Yıl biterken bile adliyelerdeki yoğun trafik hız kesmeden devam ediyor. Cumhuriyet tarihi boyunca mahkemeler hiç bu kadar gündelik hayatımızın parçası olmamıştı.
Bizim gibi toplumsal hafızası zayıf, anı yaşamaya meyilli insanların ülkesinde 12 ayın muhasebesini yapmak oldukça güçtür.
Ancak mademki bir yılın fotoğrafını çekiyoruz, işte 2025’in objektifine yansıyanlar:
Yılın kelimesi ‘Silivri’ oldu. Memlekette namını duymayan kalmadı. Gazetecisinden öğrencisine, patronundan siyasetçisine herkesin yolu Silivri’de kesişti.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla Türkiye’de yeni bir siyasi dönem başladı. CHP’li belediyeler yargı eliyle kuşatılırken, belediye başkanları mesailerinin büyük kısmını mahkeme koridorlarında geçirdi. CHP de payına düşeni aldı, yılın önemli bir bölümünde kayyum gölgesinde siyaset yaptı.
Kayyum sadece siyasete yön vermedi. Şirketler de payına düşeni aldı. Türkiye’nin en büyük holdingine dönüşen TMSF’nin artık 1126 şirketi var.
İmralı’dan gelen ‘silah bırakma’ çağrısıyla başlayan açılımın nereye gittiğini, menzilde bizi neyin beklediğini hiç anlayamadık. Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik. Ancak dönüp arkaya baktığımızda bir arpa boyu yol gitmişiz.
‘Aile Yılı’ ilan edilen 2025’te 431 kadın cinayete kurban gitti.
Kartalkaya’daki otel yangını 78 canı aramızdan kopardı.