Hava kirliliği, özellikle solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonların yayılmasını kolaylaştırıyor. Hava kirliliği, diğer çevresel kolaylaştırıcı faktörlerle birlikte solunum sisteminin hastalıklarının oluşmasında temel etkenler biri sayılıyor.

Kirli havaya maruz kalmak bir tercih değil. Sağlığı öncelemeyen politik tercihlerle ‘dayatılan’ kirli hava, sağlıklı ya da sağlık sorunları olan, her yaştan insanı (fetüs dahil) doğrudan veya dolaylı etkiliyor.
Hava kirliliği her yıl 7 milyon erken ölüme yol açıyor. Bu ölümlerin önemli bir oranı solunum yolu enfeksiyonlarının sıklığının artışına bağlı. Hava kirliliğinin arttığı durumlarda sağlık üzerine gözlenen en yaygın etkisi, hastane ve acil servis başvurularının artması.
Hava kirleticileri arasında partikül madde, karbonmonoksit, ozon, hidrojendioksit, kükürtdioksit yer alıyor. En yaygın görülenense partikül madde (PM). Aeordinamik çapı 10 (PM10), 2.5 (PM2.5) ve 0.1 mikron (PM 0.1) olmak üzere kabaca 3 tipi var. Partikül madde belirli bir içeriği ifade etmiyor. Genel, kapsayıcı bir tanım. Bileşimi kaynağına göre çeşitli elementlerden, inorganik, organik, biyolojik kartı ve sıvı maddelerden oluşabiliyor. Her türlü yanma işlemi sırasında ortama yayılıyor. Renksiz, kokusuz, gözle görülmesi olanaksız.
Kirli hava uzun mesafelere kadar gidebiliyor
Havada asılı kalma ve hava akımlarıyla uzun mesafelere kadar gidebilme potansiyeli var. Göğüs hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Haluk Çalışır ile kişisel önlemlerle kaçmamız neredeyse olanaksız olan kirli havanın, özellikle PM’lerin enfeksiyonlar üzerindeki etkisini konuştuk.
PM’ler vücuda solunum sistemiyle alınıyor. PM’ler temelde nanometre çapından 100 mikron çapına kadar değişen boyutta. Bilimsel araştırmalar ve sağlık etkilerini incelemek için kullanılan boyutlarıysa PM 0.1, PM2.5 ve PM10.
Peki bunu nasıl yapıyor? Tıp dilinde inflamasyon denilen süreç üzerinde etkili. Bu vücudu korumaya yönelik salınan biyolojik moleküllerin korunma mekanizmalarında rol aldığı gibi kendi hücrelerine de zarar verebiliyor. Çalışır, kirleticilerin özellikle solunum sistemindeki yüzeyel savunma mekanizmaları bozduğunu, bunun bakteri ve virüslerin vücuda girişi kolaylaştırdığını ifade etti: “Yani enfeksiyon hastalıklarının gelişimi kolaylaştırabiliyor. Bu da enfeksiyonlara eğilimi artırabiliyor.
Yine PM ve dizel parçacıkları (black carbon) ve ozon özellikle hücre DNA’sı üzerinde değişikliklere neden olabiliyor. Bazı alerjik hastalıklarla (bilhassa alerjik solunum sistemi hastalıklarına) neden olabiliyor.”
Üstelik bu etkiler sadece yetişkinler üzerinde değil, hamilelik sırasında anneden fetüse de geçerek bebeğin ileri yaşamında alerjik hastalıklara yakınlığını artırabiliyor.
Salgınları büyütüyor
Çalışır, solunum sisteminin PM10 ve üzerindeki partikülleri üst hava yollarında tutup oralarda biriktiğini söyledi: “Üst solunum yollarında biriken PM10’lar öksürük, hapşırık, irritasyona neden olurlar.
Özellikle kalp hastalıkları, KOAH, astımın alevlenmesine, acil başvurularına, alevlenmeyi takip eden süreçlerde de solunum yetmezliğine varan tablolara neden olabiliyorlar.”
PM’ler havada asılı kalabilen parçacık oldukları için bunlara başka kirleticiler ve virüsler de yapışabiliyor. Dolayısıyla solumayla bulaşma olasılığını da artırabiliyorlar. Çalışır, “Özellikle solunum yollarıyla bulaşan (CoVID-19, kızamık, grip) çeşitli enfeksiyonların salgınları sırasında, ortam havasındaki PM kirliliğiyle birlikte salgının daha da yaygınlaştığını gösteren araştırmalar var” dedi.
Yakın zamanda yaşadığımız Covid-19 salgına bağlı ölümlerin, hava kirliliğiyle arttığını gösteren araştırma var. Bunlardan biri de havadaki PM2.5 düzeylerinde 1 ppm’lik artışın Covid19’a bağlı ölümleri yüzde 8’e varan oranlarda artırdığını ortaya koymuştu. Yine kapanmalar sırasında azalan hava kirliliği nedeniyle COVID19’a bağlı ölümlerde de azalma eğilimi olduğu bildirilmişti.
Akciğerlerin en uç noktalarına ulaşıyor
PM2.5 ve daha küçük çaptaki partiküllerse, üst solunum yollarının koruyucularından kaçıp, alt solunum yollarına ve akciğerlerin en uç (alveol) ve mikrospkopik yapılara kadar ulaşabiliyor. Bu alanlarda oluşturdukları reaksiyonlar sonucunda akciğer dokusuna zarar verebildikleri gibi, salınımıyla vücudun kendisine de zarar verebilecek maddelerin bulunduğu sıvının inflamasyonla salınmasına neden olabiliyorlar. PM2.5 ayrıca astım ve KOAH gibi hastalıklara da neden oluyor.
Hava kirliliğinin seyrini kötüleştirdiği hastalıklar arasında zatürre de var. Hem hastalığın daha ağır geçirilmesine hem de daha fazla ölümle sonuçlanmasına neden oluyor.
Çalışır, bu maddelerin kana geçerek tüm organlara ulaştığını belirterek şöyle devam etti: “Örneğin diyabet, metabolik sendrom, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi), erken doğum, düşük doğum ağırlığı, fetüste gelişim geriliği, sperm kalitesinde azalma, otizm, inme, demans ve Alzheimer, Parkinson, nörodejeneratif hastalıklara zemin hazırlayabiliyor.”
PM2.5, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Uluslararası Kanser Örgütü (ICRC) tarafından kanser yaptığı kesin olarak bilinen maddeler listesinde. PM2.5 doğrudan kendi kitlesi ve bileşimi nedeniyle akciğerlerde hasara neden olabiliyor. Bunların başında akciğer kanseri geliyor. Mesane ve üriner sistem kanserlerinin de sıklığını artırıyor.
Gözden kaçmasın: Kalp krizlerini artırıyor
PM2.5 ve daha küçük PM’ler akciğerler üzerinden doğrudan kan dolaşımına girerek bütün organlara ulaşarak hastalığa neden olabiliyorlar. Örneğin kan dolaşımına geçen PM2.5 kalbi besleyen koroner damarlara gidiyor. Orada plak oluşturuyor. Ödemle birlikte kalp krizlerine yol açabiliyor. Çalışır, “Araştırmalarla PM kirliliğinin arttığı günler ve izleyen 10 günde kalp krizlerinde artış saptandı. Aynı etkiyi beyin damarlarında da yapıyor. Bunun da inme ve felçlere de neden olduğu gösterildi” dedi.
Hava kirleticileri, solunum sistemi dışından cilt üzerinden ya da gözün üzerini kaplayan kornea tabakasından da geçiş yapabiliyor. Bu etkileriyle en çok cilt yaşlanması, dermatitler, sedef, sivilce ve cilt kanseri oluşumda da rol oynayabiliyor.