CHP Kürt sorununun varlığını ve bu sorunun genel demokrasi mücadelesinin bir parçası olduğunu kabul ediyor. DEM Parti de kendisinin Kürt halkının politik temsilcisi olduğunu ve Kürt sorununun Kürt halkına eşit koşulların sağlanması ile demokratik ve barışçıl bir biçimde çözülebileceğini savunuyor. Saray rejiminde cisimleşen iktidar bloku ise Kürt sorunu değil, terör sorunu olduğunu, bunun ‘çözülmesi’ ile sorunların ortadan kalkacağını savunuyor, politikaları da buna yönelik.
İktidarın stratejisi demokrasi için mücadele eden tarafı parçalamak ve onun bir bölümünü yanına çekmek, bu yapılamazsa da onun gücünü hareketsiz bırakmak.
Erdoğan’ın merkezinde olduğu Saray rejimi kendi politik çıkarlarını ve devamlılığını temel alan bir politika yürütüyor ve hem genel olarak demokratik muhalefeti hem de Kürt hareketini parçalayıp, zayıflatacak azami politik çıkarı hedefliyor. Bu durum sürece oldukça karmaşık bir özellik verirken, çok haklı olarak soruları ve sorunları da çoğaltıyor.
CHP ise Saray rejiminin politik hırslarını gemlemeye çalışırken, onun muhalefeti bölme taktiğini de boşa çıkaracak bir çizgide ilerlemek zorunda. Bu zorunluluklar muhalefete kısır politik tartışmalara girmemeyi, aralarına engeller koymamayı becermeyi dayatıyor. Elbette bu işlerin bir ‘altın oranı’ yok ve tartışma ve ilişkilerinde düzeyli bir çizgiyi korumaları gerekiyor. DEM Parti’nin; Kürt sorununda CHP’nin tutumunun, bu tutumun içeriğinden daha çok da varlığının Saray rejimini zayıflattığını ve demagojilerini açığa çıkaran bir rol oynadığını anlaması gerekiyor.