İdeoloji ve siyasetin söz ve karar sahipliğini kalıcı kılmanın, gücünü artırıp yaygınlaştırmanın etkili araçlarından biri hukuk, diğeri de yargı. Yargı yoluyla denetim, seçim ve meclis yoluyla denetimden daha etkin oluyor artık. Zaten Meclis de işlevsizleştirildi, önemsizleştirildi.
Egemenliğin yasama, yürütme ve yargıdan oluşan anayasal organlarca paylaşılması ve bunların birbirleri ve toplum üzerindeki denetimleri, burjuvazinin kendi devletinin ‘kuvvetler ayrılığı’ adı altında “İyi bir şey” olduğuna ilişkin halk avcılığından başka bir şey değil. Gerçek amaçsa emekçi halkın denetim altında tutulmasıyla sömürücü düzenin egemenliğinin sürdürülmesi.
Kuruluş ve kurtuluş Cumhuriyetinin bugünkü duruma gelmesinin nedenlerinden başında egemen sermaye sınıfı ile karşı cumhuriyetçilerin söz ve karar sahipliğinde işbirliği var.
Emekçilerin cumhuriyetinde yaşama geçecek planlı ekonomi ve halk yönetiminde piyasanın, rekabetin, sömürünün, eşitsizliğin yerini toplumcu politikalar alır.
Toplumcu politikalar sömürmeyen ve sömürülmeyen halkı yönetime katacağından denetim de bu ideoloji ve politikaları korumaya yönelik oluşur.