Şimdi asıl soruna gelelim: Gelecek saplantısı ve teknolojiye boyun eğiş… İnsanlığın teknolojiye boyun eğmesi, gerçekten de bu ilerleme ideolojisine bağlı olabilir mi? Evet, büyük ölçüde olabilir. Çünkü teknoloji artık sadece bir araç değil, geleceğin kendisi olarak görülüyor.
Bir tür dünyevi kurtarıcı. Bu yüzden geri kalma korkusu modern günaha dönüşüyor; inovasyon bir tür ibadet, geleceğin parçası olmak dünyevi cennet.
Teknolojiye bu kadar teslim olmamızın bir sebebi, onu sadece kullanışlı bulmamız değil; ona anlam yüklememiz, onu bir kader hâline getirmemiz. Doğadan kopuşun temel nedenlerinden biri de bu olabilir. Doğa döngüseldir – teknoloji doğrusal. Doğa tekrarlar – teknoloji sürekli yenilik ister. Doğa sabreder – teknoloji hız ister. İnsan da bu hızın içinde sadece doğaya değil, kendisine de yabancılaşır.
Belki de çözüm, iki zaman anlayışını uzlaştırmakta: Döngüsel zamanın bilgelik ve uyumunu, doğrusal zamanın yaratıcı yönelimini… Birbirine zıt değil; iki farklı mercek. Geleceği tamamen reddetmek gerekmiyor ama ona kurtarıcı rolü vermeyi bırakmak gerekiyor. Teknoloji de iyi ya da kötü değil ama biz ona yeterince sınır ve yön vermediğimiz sürece, o bizi yönlendiriyor.
Tüm bunları göz önüne alırsak modern insana şu soru kalıyor: Geleceğe inanmayı bırakmadan ama ona boyun eğmeden yaşamak mümkün mü?