Günümüzde kurumsal verimlilik modelleri romantik hayatı yönetir hale geldi. Bu katı mantıkçılık, romantizmin, tutkudan pragmatizme doğru evrildiğini gösteriyor.

Finans alanında çalışan 32 yaşındaki Amerikalı Jacob’un en sevdiği sözlerden biri ‘kendini geliştirmek.’
Jacob genellikle kesin bir sinyal almadan hoşlandığı kadınlarla flört etmeye başlamıyor. 2013’te ABD’nin New York kentine taşındı. Kentteki birçok insan flört uygulaması kullandığı için neredeyse her geceyi profilini beğenen başka bir kadınla geçirmeye başladı: Peynir üreticisi, moda tasarımcısı, tıp öğrencileri… Jacob hepsini sevmişti ve her buluşmada farklı bir insanın dünyasıyla tanışıyordu.
Fakat giderek bunalmaya başladı. Artık ciddi bir ilişki istiyordu ama tanıştığı insanların iyi ve kötü yönlerini tartmakta zorlanıyordu. Hangisinden iyi partner olurdu? Nasıl karar verecekti?
Jacob en iyi bildiği şeyi yaptı: Karmaşık bir hesap tablosu hazırladı ve başlığını ‘Bir Tanrıça Nasıl Seçilir’ koydu.
The Economist’in aktardığına göre Jacob, internette tanıştığı kadınlar arasından en iyi partneri arıyordu. Bir kız arkadaşta aradığı ideal özellikleri sıralayıp her bir özellik için objektif puanlar vermeye çalıştı.
Örneğin iyi sevişmek, sıkı bir sohbetin üçte birine denkti. Çünkü partnerler genellikle sekse daha az zaman harcıyorlardı. Tabii bazı kategoriler Jacob’a özgüydü.
Jacob 15 kategori belirledi. ‘Statü – arkadaşlarım onu beğenir’, ‘iyi bir anne olur’ ve ‘duygusal çekim’ gibi başlıklar için sırasıyla beş, dokuz ve altı puan verdi. Yine de bu tahmini puanlamanın ne kadar doğru olduğundan emin değildi.
Sonra kadınları puanladı. Bu puanları ağırlıklarıyla çarpıp toplayarak bir ‘nihai skor’a ulaştı. Fakat bu skorların hangisi ciddi ilişkiye geçmek için bir işaretti?
İşte bunu anlamak için işe alım süreçlerinde uygulanan bir yöntemden ilhamla kendi formülünü geliştirdi.
Aşk ve seks çözülebilir bir iş problemi gibi tartışılıyor
Artık birçok kişi tıpkı Jacob gibi doğru partneri bulmak amacıyla duygudan, şiirden uzaklaşarak, işletme okullarında öğretilen matematiksel, yapay yöntemler kullanıyor. Bu katı mantıkçılık, romantizmin, tutkudan pragmatizme doğru evrildiğini gösteriyor.
Sanki ‘ruh eşi’ değil, bir ‘partner’ arıyoruz. Kaçınmamız gereken çokça ‘kırmızı çizgi’ var.
Günümüzde her şeyin mükemmel olması gerektiği fikri evimize kadar girdi: Egzersizden uykuya, diyetten günlük rutine kadar her şey ölçülüyor, takip ediliyor ve sayısal veriye dönüştürülüyor. Ve şimdi aşk ve seks de çözülebilir bir iş problemi gibi tartışılıyor.
Kurumsal verimlilik modelleri romantik hayatı yönetir hale geldi
Evlilik yüzyıllar boyunca ekonomik bir temele dayandı. Mülkün el değiştirmesini ve meşru mirasçılar yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlıyordu. Dünyanın bazı yerlerinde hala böyle işliyor.
Batı’daysa aşk yalnızca evlilik dışı ya da öncesi ilişkilere özgüydü. Karşılıksız, geçici, romantik… Bu son sözcük, Ortaçağ’da, yolculuk sırasında rastladıkları kadınları etkilemeye çalışan ama her seferinde yollarına tek başına devam eden şövalyelerin hikayeleriyle yaygınlaştı. Daha sonra romanlarla ilişkilendi, hatta bazı çevrelerde genç kadınlar için tehlikeli sayıldı.
Aşkı ‘maksimum getiri’yi hedefleyen bir yatırım gibi çerçevelemek aslında geçmişteki pragmatik anlayışı anımsatıyor. Günümüzde kurumsal verimlilik modelleri romantik hayatı yönetir hale geldi.
Nihayetinde Jacob’un isteği, flört sürecini ve partner seçimini kontrol edebilmek. Ama bu mantıkçı, ölçülebilir ve aritmetik-aşktan nefret edenler de var: ‘‘İnsan ilişkilerini birden ona kadar tek bir sayıya indirgemek rezalet, bunu göremiyor musunuz? İnsanların gözünün içine bakın. Şarkı söyleyin. Dans edin.’’
Peki Jacob’un ‘Bir Tanrıça Nasıl Seçilir’ adlı hesap tablosunda hangi kadın ‘kazandı’?
Jacobs’un tablosunda ‘kazanan’ Stephanie
Stephanie. Biyolog. Doktora tezinin son senesinde. Jacob’un hesap tablosu, Stephanie’yle evlenmesi gerektiğini söyledi. Beyaz tenli, hoş bir kadın. Başta utangaç ama zamanla açılıyor. Uzun ve oturaklı cümlelerle konuşuyor.
Jacob’un tablosunda neden öne çıktığı anlaşılabilir: Kısa bir sohbetten bile kişiliğe dair büyük sonuçlar çıkaran bir tabloda son derece avantajlı biri.
Stephanie, ‘bilim, mantık ve büyük meseleler hakkında benim düzeyimde konuşabilir’ ve ‘açıklık’ başlıklarında yüksek puan almış (Stephanie, geçmişte bir uzak mesafe ilişkisinde açık ilişkiyi keşfetmiş).
Üstelik kara mizahtan hoşlanıyor. Flört uygulamasında Jacob’la eşleştikten sonra meyve sinekleriyle ilgili araştırmasını esprili biçimde özetlemiş: “Popolarını koparıyorum…yağlarını diş macunu sıkar gibi çıkarıyorum…sonra da çorap çevirir gibi içlerini dışına çeviriyorum.”
‘Kalbimi dinleseydim muhtemelen onunla olamazdım’
Tablodan çıkan sonuç Jacob’u şaşırtmıştı. Çünkü en yüksek puanı hızlıca kaynaştığı birinin almasını bekliyordu. Stephanie için de beklenmedik bir seçimdi; kolay aşık olduğu erkekler genellikle daha hassas olurdu. ‘‘Kalbimi dinleseydim muhtemelen onunla birlikte olmazdım’’ diyor Stephanie.
Jacob hazırladığı tabloyu gösterince Stephanie gülümsedi ve yalnızca algoritmayı nasıl tasarladığını merak etti. 2017 yılında evlendiler. Üstelik birkaç ay dışında açık ilişki yürüttüler.
Stephanie, Jacob’un partner bulma yöntemine gelen tepkileri anlıyor ama durumu normal karşılıyor: ‘‘ ‘Adama bak, kız seçmek için Excel tablosu hazırlamış’ diyenler var ya… Bence herkes az-çok buna benzer bir şey yapıyor zaten. Biriyle birlikte olmanın artıları, eksileri ne diye düşünmüyor musunuz?’’
Jacob ise dünyayı doğru anlamak için duyguları dinleyip çözmek gerektiğini savunuyor. Aşkın, seksin ve duyguların karanlığına bir ışık tutmaya çalıştığını söylüyor.
Psikolog-yazar Gündüz Vassaf ise ‘Cehenneme Övgü’ kitabında, aşkın sözcükler yoluyla yapay kategorilere indirgenmesini şöyle eleştiriyordu:
‘‘…Aşkın karşılığı olarak sekiz, on, on beş sözcük olsaydı keşke. Daha az kıskanıp daha az sahiplensek, standartlaştırmanın kısırlaştırıcı baskısına yüz çevirip, benzersizliğe daha çok değer verseydik. Dikey hiyerarşiyi boşaltsaydık.
Peki, ya aşkın karşılığı olan hiçbir sözcük olmasaydı? O zaman aşk olmayacak mıydı yani? Aşk duyulamayacak mıydı o zaman? Aşk, sözden önce de vardı.’’