Tıbbın gözü kadına kör mü?

Uzun yıllar boyunca erkeği odağına alan tıp, kadını ihmal etti. Kadınlar halen tanı ve tedaviye erkeklerden daha uzun sürede ulaşabiliyorlar.

Kadınlarla ilgili önyargılar, klinik yaklaşımları etkilemeye devam ediyor.

Fotoğraf: AA

Kadın sağlığıyla ilgili araştırma az. Biriken tıbbi bilgilerse, ağırlıklı olarak erkek vücudu, biyolojisi, fizyolojisiyle ilgili. Kadın ve erkeğin kromozomları, DNA’ları, fizyolojileri, metabolizmaları farklı. Ancak kadın biyolojisiyle ilgili bildiklerimiz daha az.

Tıp literatürü ve kılavuzlar genellikle erkek hastalara göre oluşturulmuş. Tanımlanan hastalık belirtileri (semptomlar) yine erkek hasta deneyimlerine dayanıyor.

Kadınların vücutlarında olup bitenleri yeterince iyi değerlendirip anlatamayacakları, belirtileri abartacaklarına dair kadın ve erkek doktorlar arasında yaygın ve yerleşmiş bir kanaat var.

Kadınlardaki farklı belirtiler ‘atipik’ diye nitelendiriliyor. Bazen bu sebeple tanılar gecikiyor, hastalıklar atlanıyor.

Sadece veya çoğunlukla kadınlarda görülen hastalıklar da araştırmacıların radarına gerektiği kadar girmiyor. daha az giriyor.

Kadınların belirtilerine önce “psikolojiktir” gözüyle bakılıyor

Gülsan Sucak.

– 20 yaşında kadın acil servise getirildiğinde inler gibi sesler çıkarıyor, başını sağa sola bilinçsizce çeviriyordu. Hastanın konversif (duygusal zihinsel stresin, bedensel belirtilerle ortaya çıkması) olduğu düşünüldü. Yarım saat sonra tomografi odasının kapısında öldü. Konversif olduğu düşünülmeden önce hayati bulgularına bakılsaydı görülecekti ki kan basıncı (tansiyon) 240/120 mmHg idi.

– 37 yaşında kadın hasta MS tedavisi görüyordu. Bir bayram tatilinde bulantı, kusma yakınmasıyla üç gün üst üste acil servise geldi. Bulantısını ve kusmasını kesmek için antiemetik verilerek gönderildi. Dördüncü gün akut böbrek yetmezliğiyle hastaneye yatırıldı.

– 27 yaşında kadın hasta anemi nedeniyle nöroloji bölümü tarafından hematoloji polikliniğine konsültasyona gönderildi. Kapıda beklerken birkaç kez bayıldı. Sıra beklemek istemediği için “numara yaptığı” düşünüldü. Muayenede kan basıncı ölçülmedi bile. Derken anlaşıldı ki her iki şah damarı yüzde 90 oranında tıkalıydı.

– 70 yaşında kadın hasta (hematoloji profesörü) düşüp kolunu kırdı. Şiddetli ve aralıklı gelen ağrısı vardı. Şiddetli ağrı nedeniyle film çekmek için pozisyon verilemedi. Ağrıyı kesmek gerekiyordu ancak acilde narkotik bulunmadığı söylendi. Anlaşıldı ki radial sinir kesisi oluşmuş. Aylarca kolunu kullanamadı.

Bu örnekler hematoloji uzmanı Prof. Dr. Gülsan Sucak’ın klinikte tanıklık ettiği vakalardan sadece birkaçı. Kliniklerde kayda geçen ya da geçmeyen böyle çok sayıda vaka yaşanıyor.

Tanıları yıllarca gecikebiliyor

Sucak hem bir kadın olarak hem de aldığı sosyoloji eğitiminin etkisiyle bu meseleye hassasiyet gösteriyor. Tıbbi bir kongrede konuyla ilgili konuşma yaparak meslektaşlarının dikkatini meseleye çekmeye çalışan Sucak’a biz de “Tıbbın gözü kadına kör mü?” diye sorduk.

“Evet ve hala kör” diyen Sucak şöyle devam etti: “İnsan sağlığıyla ilgili biriken bilgilerin büyük çoğunluğu erkekler tarafından ve erkek hastaların yakınmaları, laboratuvar bulguları ve ilaç araştırmalarının sonucu.”

Sucak kadın hastalarla ilgili eşitsizliklerin tıbbın farklı alanlarında görüldüğünü anlattı: “Kadınların vücutlarında olup bitenleri yeterince iyi değerlendirip anlatamayacakları, semptomları abartacaklarına dair kadın ve erkek doktorlar arasında son derece yaygın, yerleşmiş bir kanaat var.

İdrarda kan görülmesi şikayetiyle başvurularda üroloji kliniğine sevk ve kesin tanıya kadar geçen süre kadınlarda daha uzun. Bu belirtiler kadınlarda daha ileri evrede, mesane kanseriyle ilişkilendiriliyor.

Miyokart enfarktüsünde balonla müdahale (damarı açmak için) süresi kadınlarda daha uzun.

Kadınlarda inmenin doğru tanınma oranı yine erkeklere göre daha düşük.

Otizm spektrum bozukluğunda kız çocukları genellikle erkeklerden daha geç tanı alıyor.

Küme baş ağrılarında yanlış tanı ve gecikmiş tanı yaygın.”

MS, çölyak, romatoid artrit, böbrek yetmezliği, Crohn, psöriatik artrit gibi bazıları kadınlarda daha sık görülen pek çok hastalık yıllar süren gecikmelerle teşhis ediliyor.

Acil servislerde de önyargılar var

Kliniklerdeki benzer cinsiyetçi yaklaşımlar hastanelerin acil servislerde de var. Ağrı şikayeti olan kadın hastalara (böbrek taşı ağrısı), erkek hastalardan daha geç ağrı kesici yapılıyor. Yine travmaya bağlı akut ağrılarda erkekler kadınlara göre 15-20 dakika daha erken ilaca ulaşabiliyor. Benzer gecikme görüntüleme yöntemlerinde, EKG çekimlerinde yaşanıyor.

Sucak kadınlardaki akut koroner sendromun geç anlaşıldığını belirtti ve devam etti: “Nefes darlığı, yorgunluk, bulantı, sırt ve çene ağrısı gibi belirtiler daha çok kadınlarda görülüyor.

Kılavuzlardaki belirtiler erkek hastalara göre yazılıyor. Kadın bu ve benzeri belirtileri ‘atipik’ olarak isimlendiriliyor. Bu sebeple tanıda gecikmeler ve yanlış yönlendirmeler daha sık yapılıyor.

Hal böyleyken kadınlar en sık kalp hastalıkları, inme ve kanser nedeniyle ölüyorlar.

Kalp krizi kadınlarda menopozdan sonra daha sık görülüyor. Bu genç kadınların hiç kalp krizi geçirmediği anlamına gelmiyor elbette. Ama klinikte belirtileri anksiyete, stres, atipik ağrı olarak tanımlanıyor.”

Erkeklerin belirtileri standart olmuş

Konuya daldıkça, sayısı giderek artan kaynaklara ulaştıkça sorunun büyüklüğünü fark eden Sucak şunları anlattı: “İnsanların aldığı sağlık hizmetinin niteliği sınıf-statü, ekonomik durum, cinsiyet, ırk gibi faktörlerden etkileniyor.

Tıp pozitif bilim ama toplumsal gerçeklerden kopuk değil. Toplumdaki kadının rolünden etkilenmiş.

Erkek hastalardan derlenen bilgiler, bulgular kadınlara olduğu gibi uygulanıyor. Üstelik kadın ve erkek arasında hiçbir fark yokmuş gibi birebir uygulanıyor.

Örneğin ABD’de ırk faktörü, ülkemizde sınıf- ekonomik durum öncelikli etken. Toplumsal cinsiyetse bütün toplumlarda önemli bir faktör.

Son zamanlarda beni asıl şaşırtan ve dehşete düşürense tıp fakültelerinde okuduğumuz, öğrendiğimiz bilgilerin tümü erkeklerden. Mesela bizim çok meşhur bir kitabımız vardır. Dr. Vahe Aleksanyan’ın Semptomdan Teşhise kitabında bahsedilen bütün belirtiler aslında erkek hastaların.

“Erkeklerde böyle olur” demek yerine, kadınlarda farklı olabilen belirtilere “atipik” deniyor.  Kadınlara başka yakıştırmalar yapıldığı için tanıları atlanıyor.

Erkeklerin değerleri “standart” kabul ediliyor, kadınlarda farklı değerler çıkarsa “standarttan sapma” olarak değerlendiriliyor.

Bu sadece bizde böyle değil. Başka toplumlarda da benzer.”

Kadın erkeğin memeli, rahimli hali değil!

Kadın ile erkek vücudu arasındaki çok önemli fizyolojik farklılıklar yokmuş gibi davranılıyor. “Kadın erkeğin paketten meme ve rahim programı yüklenmiş olarak çıkan hali değil. Ne biyolojik ne de toplumsal olarak erkeğin türevi” diyen Sucak,ilaç araştırmalarında da bunun zaman zaman göz ardı edildiğini ekledi.

Sucak, “Kabul edilemez yan etkiler nedeniyle piyasadan çekilen ilaçların yüzde 80’inde kadınlardaki yan etki çok daha fazlaydı. Kronik ağrıyla ilgili çalışmalarda deneklerin çoğu erkek. Oysa kronik ağrı ağırlıklı olarak bir kadın sorunu olsa da ilgili bilimsel çalışmalarda deneklerin yüzde 80’i erkek” dedi.

Afganistan’da emir: Kadın hastalar, hasta bakıcılar ve personel burka giysin

Adli tıp raporuyla: Ayşe Barım hakkındaki tutuklama kararı kaldırıldı

Rojin Kabaiş için Adli Tıp raporu: Cinsel saldırıya dair delil bulunmadı