Şahap Eraslan: 'Milli gurur' çoğu kez bir yanılsamadır, birçok alanda geri kalmış bir toplumun 'Türklükle mutlu olma' çabası gibi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

İnsanlar yaşadıkları kültürü reddedip imajiner bir kültürü yüceltme eğilimindeler. Amerikalılar yerlileri ve onların topraklarını yok ettiler. Yok ettiklerinin onlarda duygusal bir karşılığı yoktu; ama kendilerine yurt ettikleri yeri silahla, ölesiye savundular. Türkler de bu topraklarda kendilerinden önce yaşayanların mezar taşlarını bile ‘hazır inşaat malzemesi’ gibi gördüler.

David Graeber ve David Wengrow, Anfänge (=Başlangıç, 2024) adlı kitaplarında Rousseau’ya dayanarak, insanların kentleşmeyle birlikte mutluluğu yitirdiklerini söylerler. Kentleşme, bir anlamda masumiyetin kaybıdır.

Bugün bile kentleşme çok sayıda travmatik olayı ve yabancılaşmayı beraberinde getiriyor. Tarih boyunca kentliler taşralıları aşağılamıştır: Eski Atina’da ‘barbarlar’ Atinalı olmayanlardı; Romalılar da benzer bir tutumdaydılar. Kentliler kendilerini üstün bir konuma yerleştirip taşralıları küçümsediler. İstanbul’a gelenler de benzer deneyimler yaşar. Kentte ‘kentli olma’ baskısı vardır.

Herkes yöresel özelliklerini görünmezleştirir. Bazen bu baskıya tepki olarak yöreselliğini gurur kaynağına dönüştürür: ‘Dadaş’, ‘Yiğido’, ‘Gakkoş’ gibi kimliklerle…

Bazen de yöresel başarılar sahiplenilerek ‘milli gurur’ inşa edilir. Ama ‘milli gurur’ çoğu kez bir yanılsamadır-negatif olanı pozitif bir örtüyle gizlemenin yolu. Birçok alanda geride kalmış bir toplumun, ‘Türklükle mutlu olma’ çabası gibi.

Kentte binlerce, milyonlarca insan yaşar-ama birbirini tanımaz. Bu yabancıların, kendilerini aynı topluluğun parçası olarak hissetmeleri artık bir ‘kurgu’yla mümkündür. Bu kurgu, kimliktir, ulustur, dindir, markadır ya da sadece aynı ışıklarla aydınlanan bir caddedir.

Kent, sembolik olarak hayal edilen bir aidiyetin mekânıdır. Kentlerde bazı şeyler uzun vadeli ve kalıcı planlanır: altyapı hizmetleri, yollar, binalar… Ama bütün bu kalıcılığa rağmen, kent aslında değişken bir yerdir. Yıkılır, yenilenir, dönüşür. Kent, sürekli bir ‘yeniden başlama’ hâlidir.

Şahap Eraslan’ın yazısı