Gerçek sürdürülebilirlik, bireyin iyi niyetine değil; ekonomik gücün yeniden dağıtılmasına dayanır. Ama bu kelimeler –iktidar, yeniden dağıtım, sistem– ESD (Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim) sözlüğünde yok. Çünkü ‘davranış değişikliği’ modeline sığmaz.
Davranışı değiştirirsin, düşünceyi değil. Alışkanlığın yönünü çevirirsin, sistemin yönünü değil. Ve sistem tam da bunu ister: Sen tüketici olarak kal, ama ‘sorumlu’ ol. Düzeni ayakta tut, ama ‘doğayı koru.’ Hem pipetini değiştir hem de vicdanını rahatlat.
İşte sürdürülebilirliğin yeni putu bu: Sorumlu tüketici. Sorumlu ama etkisiz. Çünkü en büyük çevre krizi, iklim değil; siyasetsizleşme krizidir.
Vatandaşı müşteriye, politikayı tercihe, kolektif eylemi kişisel sorumluluğa dönüştüren bir çağdayız.
O yüzden çocuklara artık ‘daha az tüketmeyi’ değil, ‘daha fazla sorgulamayı’ öğretmenin zamanı geldi. Ne yediğini, ne giydiğini, ne harcadığını değil; kimin kazandığını, kimin kaybettiğini sormalarının zamanı.