Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Açıktır ki, iktidarın “terörsüz Türkiye” hedefi, Kürt sorununun çözümü yerine silahlı güçleri tasfiyesiyle sınırlı bir çerçeveyi dayatıyor. Ancak bu süreçte yaratılmaya çalışılan beklenti ile hiçbir somut adımın atılmaması arasındaki gerilim, son Diyarbakır örneğinde olduğu gibi önümüzdeki süreçte Kürtlerin her türlü demokratik talebinin “Süreci sekteye uğratma girişimi” olarak kodlanacağı ve bu taleplerin karşısına polis barikatlarının dikileceğini gösteriyor.
“Değişti” diyenlere yanıtı Kuzey Kıbrıs seçimleri konusunda yaptığı açıklamalarla yine Bahçeli’nin kendisi veriyor. Bahçeli, Kuzey Kıbrıs’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini destekledikleri Ersin Tatar yerine CTP (Cumhuriyetçi Türk Partisi) Llideri Tufan Erhürman’ın kazanmasından sonra Kuzey Kıbrıs meclisinin toplanıp “Seçim sonuçlarının kabul edilmeyeceğini” açıklamasını istedi.
Bahçeli daha sonra partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada “Meselenin demokratik haklarla ve sandığa saygıyla alakası hiç yoktur. Zira mesele vatan meselesidir” diyerek seçim sonuçlarını tanımama tutumunu sürdürüyordu.
Aslında bu açıklamalara Kürtler de yabancı değildi: Bahçeli geçtiğimiz dönemlerde kayyım atanan Kürt belediyelerinde de yerel seçimlerin yapılmasına gerek olmadığını söylemişti.
Demek ki, Saray rejimi ve kader birliği yaptığı tekelci burjuva gericilik kendi çıkarları bakımından bir tehdit gördükleri yerde “vatan”, “beka”, “milli güvenlik” örtüsü altında seçimler dahil her türlü demokratik hakkı askıya alabilir!