5 bin yıllık ekmeğin izinde
5

Nazlı Pişkin
Nazlı Pişkinhttps://www.nazlipiskin.com/
Geleneksel gıda malzemelerinin ve gıda üretim tekniklerinin coğrafyadaki önemini tarih içinde süreklilik, değişim ve dönüşüm parametreleri üzerinden çalışıyor. Yiyeceklerin somut olmayan kültürel miras bağlamında hikâyelerini keşfetme merakıyla çıktığı yolculuğunda, yazılı kaynaklar ile sözlü kültür unsurları arasındaki bağlar ve boşlukları araştırıyor.

Uzun zamandır tren yolculuğu yapmamıştım. Geçenlerde öyle bir tren yolculuğu yaptım ki Söğütlüçeşme’den Eskişehir’e değil de adeta zamanda yolculuktu.

Ama ne yolculuk…

Anadolu’da fermantasyon tarihine yolculuktu, tahıl fermantasyonuna, 5 bin yıllık ekmeğe yolculuktu bu.

Az gittim uz gittim dere tepe düz gittim ve Eskişehir’in Seyitgazi ilçesindeki Küllüoba Höyüğü’ne vardım! Höyükteki arkeolojik kazıların başkanlığını yürüten Prof. Dr. Murat Türkteki ve ekibi, bozkırın ayazının hafif hafif kendini gösterdiği saatlerde beni ve içinde bulunduğum grubu, kazı alanının girişinde sıcacık karşıladı.

Ekmeği bulan Dr. Yusuf Tuna, Lessaffre Türkiye Genel Müdürü Ünsal Yamaner ve kazı başkanı Prof. Dr. Murat Türktek (soldan sağa).

Küllüoba Höyüğü’nün bize anlattıkları

Küllüoba Höyüğü, arkeolojik kazıların 30 yıldır sürdüğü bir alan. Kazılarda M.Ö. 3200-1900 yıllarındaki yerleşik hayata dair izler gün ışığına çıkarılıyor.

Kazı alanı.

Bunlardan beni en heyecanlandıran ise geçen mayısta höyükte bulunan ekmek. 5 bin yıl öncesine ait mayalanmış, şekil verilmiş, pişirilmiş sonra da yakılmış olduğu anlaşılan bir ekmekten bahsediyorum.

Prof. Dr. Murat Türkteki, ekmeğin kendilerini heyecanlandırdığını söyledi; çünkü formu korunmuş ekmek arkeolojik kazılarda çok nadir bir buluntu. “Ekmeğin bulunmasından çok; söyledikleri, anlattıkları, hikayesi bizim açımızdan çok değerli” diyen Prof. Türkteki, ekmeğin bugüne kadar kalmasının nedenlerinden birinin yakıldıktan sonra toprağa gömülerek saklanması olduğunu belirtti.

Ekmek ve kazı alanında bulunduğu yer.

Arkeolojik kazı alanlarında en merak ettiğim şeylerden biri, bir nesnenin bulunması anında onu bulan kişinin ne hissettiğidir. Bu ziyarette çok şanslıydım; çünkü o ekmeği bulan Dr. Yusuf Tuna, ekmeği tam olarak bulduğu noktada bulma anını yeniden yaşarmışçasına bize anlattı.

Kazı alanındaki toprağa gömülü yapılardan birinin arka odasının eşik kısmı civarındaki ocağın yakınında, yuvarlak şekli korunmuş, kenarından ufak bir parçası koparılmış halde, karbonlaşmış ekmeğe benzer bir nesne bulmuş Dr. Tuna. Nesneyi biraz yukarı kaldırıp ışığa doğru tutunca içinde tohum olduğunu düşündüğü parçacıkları görüp yanındaki ekip arkadaşına, “Ekmek buldum” demiş.

Ekmeğin yakın plan görüntüsü.

Analizlerde ekmeğin içindeki tohumların türleri saptanmış. İçinde gernik buğdayı, kavılca adıyla bilinen bir alt tür ve mercimek var. Mayalanmış hamurun şekil verilip pişirilmesi suretiyle yapılmış Küllüoba Ekmeği, yakıldıktan sonra toprağa gömülmüş.

Prof. Türkteki’nin ekmeğin yakılıp gömülmesinin nedenine dair görüşleri şöyle: “Ritüel amaçlı bir törenin parçası ya da adak olabilir. Bir parça kopartıldıktan sonra ekmek yapının eşik kısmına yakın bir kesime, tabana gömülmüş. Ekmeği bu şekilde bulduk.”

Bu açıdan bakarsak, Küllüoba Ekmeği ile Anadolu toprağında ekmek ve etrafında örülmüş ritüellerin tarihine yeni bir halka eklenmiş diye düşünüyorum. 

Maya firmasından kültürel mirasın korunmasına destek

Küllüoba Höyüğü alanından.

Anadolu’nun erken yerleşim kültürü ve beslenme pratikleri üzerine yapılan bu kazılar, binlerce yıl öncesine ait yaşam izlerini gün yüzüne çıkarıyor. Özellikle fermantasyon sürecinden geçmiş, şekil verilmiş ve pişirilmiş Küllüoba Ekmeği’nin ortaya çıkması, yalnızca bir arkeolojik bulgu değil; insanlığın beslenme yolculuğuna dair önemli bir veri.

Küllüoba Ekmeği’, işi ekmeğin özü, maya olan bir şirketi harekete geçirmiş. 170 yıldır maya üreten Lesaffre, Küllüoba Höyüğü kazılarına destek oluyor. Dünyada 75’in üzerinde üretim tesisi bulunan Lesaffre, Türkiye’de Adana (Ceyhan), Amasya ve Lüleburgaz’daki üretim tesisleriyle ve 600’ün üzerinde çalışanıyla istihdama katkı sağlan bir şirket. Ayrıca Türkiye’de ürettiği ürünleri 80’den fazla ülkeye ihraç ediyor. Gezegeni beslemek ve korumak misyonuyla faaliyet gösteren Lesaffre Türkiye, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın himayesinde, Prof. Dr. Murat Türkteki’nin liderliğinde yürütülen Küllüoba Arkeolojik kazı çalışmalarına Ağustos 2025’ten beri destek oluyor.

Ünsal Yamaner: Bizim için çok kıymetli

Nasıl mı?

Lesaffre Türkiye Genel Müdürü Ünsal Yamaner, gazetede kazılarda bu ekmeğin bulunuşuna dair haberlere denk gelince, projeye destek olma fikri doğmuş ve ekibiyle birlikte hemen kolları sıvamış.

Neden mi?

Gelin Ünsal beyin kendisine kulak verelim: “Ekmek yapımı ve fermantasyon, insanlık tarihinin en eski kültürel miraslarından biri. Küllüoba Höyüğü’ndeki kazılarda ortaya çıkan ilk mayalanmış, şekil verilmiş ve pişirilmiş ekmek kalıntılarının; insanlığın beslenme yolculuğuna dair yeni bilgiler sağladığına inanıyorum. Kültürel mirasımızı korumak, sadece geçmişe saygı duymak değil, aynı zamanda geleceğin inovasyonları için bir ilham kaynağı. Bu sebeple böylesi önemli bir çalışmaya katkı sunmak bizim için çok kıymetli.”

Küllüoba Ekmeği, Anadolu’nun tarım, beslenme, ekoloji tarihi ve gıda etrafında geliştirilmiş ritüellerin tarihi bakımından çok önemli bir bulgu.

Eskişehir’de bu ekmek çok sevildi

Eskişehir’de aldığım güzel haberler, Küllüoba Ekmeği’ni tadabileceğimizi öğrenince katmerlendi. Eskişehir Halk Ekmek A.Ş. kazıda bulunan ekmekteki tahıl ve bakliyat karışımıyla ‘Küllüoba Ekmeği’ni üretmeye başlamış. Bu özel ekmek, şimdilik günde sadece 400-500 adet üretiliyormuş; çünkü el yapımı.

Küllüoba Ekmeği, daha şimdiden Eskişehirliler’in peşinden koştukları bir ekmek olmuş. Ekmeği ben de yedim. Gayet lezzetli, çok doyurucu. Eskişehirliler’in, Küllüoba Ekmeği’ne çok ilgi gösterdiklerini, ata tohumlarıyla sağlıklı ekmek yiyoruz dediklerini öğrenmek beni çok sevindirdi.

Lesaffre Türkiye ekibinden öğrendiğim başka bir bilgi şu: Bölgenin zengin tarım tarihinin geçmişini günümüze yansıtmak amacıyla, yaklaşık 5 bin yıl önce bölgede yetiştiği bilinen buğday çeşitlerinin korunması ve sürdürülebilir kullanımına yönelik çalışmalar planlıyorlar. Kim bilir, belki ileride susuzluğa ve hem mevsimsel hem de gece gündüz sıcaklık farklarına dirençli  ata tohumu buğday çeşitleri Eskişehir’de ticari ölçekte yetiştirilebilir. Ne de olsa umut bizim ekmeğimiz ve umudu beslemekten başka gücümüz yok.

Küllüoba kazı alanı.

Unutmadan, Lesaffre Türkiye’nin Küllüoba kazılarına sağladığı finansal desteğin yanısıra, kazı alanında güvenli yürüyüş yolları, ziyaretçiler için karşılama ve dinlenme alanları gibi düzenlemelerle ziyaretçi deneyimini de iyileştirmeyi hedeflediğini de öğrendim.

Sürdürülebilir tarım ve beslenme en önemli gündem maddelerimizden. Fermantasyon ve onu gerçekleştirenlerden olan mayalar, gelenekten geleceğe sürdürülebilir sağlıklı beslenmenin ayrılmaz unsurları. 170 yılı aşkın süredir taşıdığı fermantasyon mirasıyla gezegeni beslemek ve korumak şiarıyla çalışan Lesaffre’nın Küllüoba kazılarına sağladığı destek, Anadolu’nun binlerce yıllık ekmek geleneğiyle günümüz arasında uzanan bir köprü.

Bir hafta sonu trenle Eskişehir’e gidip ‘Küllüoba Ekmeği’ni yemenizi, müzeyi gezmenizi öneririm.