İstanbul iki yaka, bir şehir. Osmanlı’dan bugüne eski Türkçeyle zelzele şimdiki deyimle depremlerle sarsılıp defalarca yıkılmış. Her yıkıldığında da yeniden ayağa kaldırılmış.

Bu kentte Osmanlı döneminde 1509, 1766 ve 1894’te farklı büyüklüklerde çok şiddetli depremler oldu. Hatta hanedanın yaşadığı Topkapı Sarayı’ndan surlara, Kapalıçarşı’ya birçok yapı hasar aldı, ama bir şekilde onarılıp yıllarca ayakta kalmayı başardılar.
Tarih dehlizlerinden günümüze gelmek gerekirse 17 Ağustos 1999 Kocaeli/Gölcük merkezli deprem, şimdiye kadar şehirde hissedilen en şiddetli depremdi.
Boğaziçi Üniversitesi’ne bağlı Kandilli Rasathanesi depremin büyüklüğünü 7,8 olarak ölçtü.
İstanbul’da tarihi yarımada, Yedikule surlarının olduğu bölge, Avcılar başta olmak üzere Avrupa Yakası’nda yer alan birçok ilçede çok sayıda bina yıkıldı, hasar aldı.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) göre 17 Ağustos depreminde İstanbul’da 3 bin 30 bina ağır hasar gördü.
Deprem bilimciler İstanbul’da en az 7 büyüklüğünde bir deprem bekliyor.
Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın ve birçok medeniyetin üzerine kurulu kent: İstanbul
Birçok medeniyetin ve bir de Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın üzerine kurulu bu şehir yıllardır depreme hazırlanamadı. Şehrin farklı bölgelerinde gerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı gerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) eliyle veya bireysel çabalarla yürütülen kentsel dönüşüm çabaları var fakat yetersiz.
Ayrıca İstanbul konut ve yapı stokunun dışında sahip olduğu turizm potansiyeli ve onlarca farklı medeniyetin tarihi yapılarına ev sahipliği yapmasıyla dünya mirasında yer alan kozmopolit bir kent.

1999’da depremin merkezinin İstanbul olmaması sayesinde ayakta kalan kültür varlıkları ve tarihi yapılar bugün olası İstanbul depreminde ayakta kalabilir mi?
6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde tarihi dokusuyla bilinen Antakya’nın kültürel mirasının çoğu yıkıldı.
İstanbul’da 26 Eylül 2019 ve 23 Nisan 2025 tarihlerinde meydana gelen sırasıyla 5,7 ve 6,1 büyüklüğündeki depremler de şehir için bir kırmızı alarm oldu.
Bireysel kentsel dönüşüm çabaları devam ediyor da tarihi yapıları ne bekliyor? Tam bir muamma.
3 bin 600 anıt eserin yıkılma ihtimali çok yüksek, en az 100 bin kişi riskte
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Mart 2023’te, 17 Ağustos depreminin ardından İstanbul’da 300 yapının restorasyonunun bakanlıkça, 245 yapının onarımınınsa büyükşehir belediyesince tamamlandığını açıklamıştı.
Yani iki buçuk yıl öncesinin verisine göre İstanbul’da 545 yapı depreme dirençli hale getirildi.
Yine aynı tarihlerde dönemin İBB genel sekreteri Mahir Polat Gazete Oksijen’e İstanbul’daki kültür varlıklarının depreme dayanıklığı hakkında şu bilgileri vermişti:
“İstanbul depremi için bir senaryo çalışması yaptık ve 7,5 büyüklüğündeki bir depremde İstanbul’daki 35 bin 265 tarihi binadan yüzde 51’inin riskli bölge olduğunu saptadık. Bunların detaylarını incelediğimizde 3 bin 600 anıt eserin yıkılma ihtimali çok yüksek. Keza sivillerin konut gibi kullandığı 10 bin 800 tarihi bina da aynı riski taşıyor.
Unutmayın ki bu binaların hiçbiri deprem yönetmeliğine uygun yapılar değil. Ve burada daire sayısından değil bina sayısından bahsediyoruz. Bu binalarda ortalama 50 kişi yaşasa 500 bin kişi enkaz altında kalabilir demek. Rakamı 10’a indirsek bile, 100 binden fazla kişi risk altında demektir.”
Bu alanda yıllardır çalışan restorasyon uzmanı ve yüksek inşaat mühendisi Murat Alaboz, tarihi yapılar konusunda denetleme ve kontrol mekanizmalarının yetersiz olduğunu, bakış açılarında ve yapıya göre değerlendirmelerde de eksikler olduğunu söylüyor.
Anıtlarla ve tarihi yapılarla ilgili karar veren kurulların çoğunlukla sanat tarihçisi, hukukçu ve mimar gibi kişilerden oluştuğuna işaret eden Alaboz, kurullarda işinde yetkin inşaat mühendislerine de yer verilmesi gerektiğini belirtiyor.
‘Ne eski yapı bozulmalı ne de güvensiz bırakılmalı‘
Murat Alaboz sözlerine şöyle devam ediyor:
“Tarihi yapılara biz çok kutsallık atıyoruz. Özgün hali, en güvenli halidir diye düşünüyoruz. Bu da bizim o yapılara güçlendirme amacıyla yaklaşmamızı biraz zorlaştırıyor. O yüzden genellikle mimari ön planda tutularak restorasyon çalışmaları yürütülüyor. Ben koruma uzmanı bir inşaat mühendisi olsam da, geleneksel katı korumacı yaklaşımın bazı durumlarda yeterli yapısal güvenliğin sağlanamamasına yol açabildiğini de belirtmek istiyorum.
Her yapı güçlendirilemeyecek durumda olabilir ya da güvenli hale getirecek müdahaleler, yapının korunması gereken değerlerine zarar verebilir. Koruma o yüzden hep tartışmalı bir meseledir. Ne eski yapıyı bozacak nitelikte bir güçlendirme ne de yapıyı güvensiz kılacak kadar az müdahale ediyor olmalıyız. Bunun dengesi her yapı üzerinde çok değişkenlik gösteren bir durum.”
‘Maliyetli bir iş’
Mühendislik eğitiminde tarihi ve anıtsal yapılar konusunda ciddi eksiklik olduğuna değinen Alaboz, tarihi yapım tekniklerine aşina olmayan mühendislerin, modern mühendislik yaklaşımıyla önerdiği müdahalelerle yapıyı güçlendirirken korumadan uzak kalabildiğine dikkat çekiyor.
Ayrıca Alaboz mühendislerin kimi zaman güçlendirme için sunduğu müdahalelerin yapının özgün sistemiyle uyumsuz olması sebebiyle daha çok hasar verebildiğini, kimi zaman ise özgünü bozmamak adına yetersiz yapısal müdahaleler önerebileceğini söylüyor.
Tarihi tescilli yapılar iki gruba ayrılıyor:
- I. Grup (Anıtsal yapılar): Cami, saray, hamam, medrese
- II. Grup (Sivil mimari yapıları) : Konutlar, özel mülkler

Tarihi bir konutu, küçük bir daireyi restore etmek için bile izin almak için gerekli projelerin hazırlanması, onaylanması çok uzun sürebiliyor. Yapının sorunları ve talep edilen müdahalelere bağlı olarak, altı ay ila bir seneden başlayıp yıllara yayılan bir süreç olabiliyor.
Bu süreçlerin de ciddi maliyeti oluyor. Alaboz, özellikle sivil yapılarda, mülk sahiplerinin bu masraf ve süreçleri karşılayamaması durumunda, evini, konutunu atıl bırakabildiğini ve restore etmekten ya da güçlendirmekten vazgeçebildiğini söylüyor.
‘Daha fazla tarihi yapının yıkımıyla karşı karşıya kalabiliriz’
Alaboz tarihi yapılarla ilgili öngörülerini şöyle sıralıyor:
*Muhtemelen Türkiye’de deprem risklerinden dolayı önümüzdeki günlerde daha fazla tarihi yapı yıkımıyla karşı karşıya kalacağız. Burada mühendisliğin ötesinde geleneksel yapım tekniklerini bilmeyen ustaların ve firmaların çok yaygın olması da büyük bir dezavantaj. Bu durum, restore etmeye çalışırken, daha zayıf yapılar oluşturmamıza sebep oluyor ve görmediğimiz başka bir risk yaratıyor.
*Anıtsal yapıların daha sık bakım ve onarım görmesi, daha nitelikli yapılar olması sebebiyle, sivil yapılara oranla ve yapı özelinde değişmekle birlikte, daha az riskli yapılar olduğu söylenebilir. Ancak kimi zaman da mimari yapısı gereği, dokusunu bozmadan yapısal güçlendirmenin mümkün olmadığı bazı anıtsal yapılarda, ağır hasar oluşmasını bekleyebiliriz.
*Muhtemelen Aya İrini, Ayasofya gibi çok dönemli, yapısal olarak narin yapılar bunlara örnek verilebilir. Bu tür yapılarda sürekli inceleme, izleme, bakım ve onarım çalışmalarıyla riskleri azaltmaya çalışıyoruz. Şu anda Ayasofya’da pek çok uzmanın katkısı, bilim heyetlerinin yönlendirme ve denetiminde çalışmalar devam ediyor. Bu anlamda en şanslı grubun aslında anıtsal yapılar olduğunu söylemek mümkün.

*En büyük riskin konut yapılarında olduğunu düşünüyorum. Çünkü bunların büyük bir kısmı bakımsızlıktan dolayı malzeme niteliklerini yitirmiş, yapısal bağlantıları zayıflamış. Sıklıkla dönem içerisinde değişiklik ve müdahale görmüş yapılar oluyorlar. İçinde barınanlar veya sahipleri ekonomik zorluklar veya prosedürel durumdan dolayı bu yapıları çok fazla ihya edemiyor.
*İstanbul’un kuzeyine doğru gittikçe bu yıkımların azalacağı bir gerçek.
*Beyoğlu, Beşiktaş, Kadıköy, Fatih ve Üsküdar gibi bölgelerde daha çok ticari fonksiyonla kullanılan yığma, tescilli yapılarda hasarın biraz daha fazla olabileceğini, konut yapılarında da sözünü ettiğimiz sebeplerle daha fazla hasar olabileceğini öngörüyorum.
Depremde tarihi eserleri tahliye edecek kişiler de götürüleceği yerler de belliymiş
Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul’da anıtsal ve tarihi yapıların depreme hazırlığı konusunda sorumuza Ayasofya örneğini verdi. Ayasofya’da şu an dış cephe ve minarelerde bir restorasyon çalışması yürütülüyor.
Bu bilginin dışında bakanlık İstanbul’da restorasyon veya deprem güçlendirme çalışması yürütülen yapılar listesi talebimize yanıt vermedi.
Olası İstanbul depreminde saraylar ve müzelerdeki değerli eserler, taşlar, tablolar gibi. eserlerin nasıl tahliye edileceği sorusunaysa ilgili planların hazır olduğu, eserleri taşıyacak kişilerden eserlerin taşınacağı yere kadar atılacak tüm adımların belirlendiği söylendi.
Anıtsal yapıların çoğuyla da ilgilenen Milli Saraylar Başkanlığı’ysa depreme karşı kurumun neler yaptığı sorusuna yanıt vermedi.
İBB’ye ilettiğimiz sorularsa beklemede. Kurum hakkındaki görevden almalar ve operasyonlar nedeniyle kültürel varlıkların korunmasıyla depreme hazırlık konusu başka bir haberin konusu olacak.