
MURAT SEVİNÇ
Manisa belediye başkanı Ferdi Zeyrek’in zamansız vefatı ve son bir haftada tanık olduklarımız birkaç bakımdan düşündürücü ve öğretici oldu. CHP’nin yerel seçimlerde Manisa’da elde ettiği büyük başarı dikkat çekiciydi. Ancak kişisel olarak bu parlak sonucun baş mimarını geçen haftaya dek tanıdığımı, bildiğimi söyleyemem. Belli ki giderek bilinecek, tanınacak bir potansiyeli varmış Ferdi Zeyrek’in. Son günlerde hakkında çıkan her yazıyı okuduğumu sanıyorum. Çoğu duygusal ve Zeyrek’in iyiliğine, insancıllığına vurgu yapıyordu.
Çok sevilmesinde, kısa sürede bir şehri böyle etkileyebilmesinde ve cenaze töreninin onca insanı bir araya getirebilmesinde iyiliğinin, vicdanının büyük payı olduğunu düşünmemek imkansız. Hakkında çıkan yazılar içinde özellikle biri, Zeyrek’in ‘yaptıklarına’ odaklandı. Çiğdem Toker ‘Ferdi Zeyrek 16 Mayıs’ta neler anlattı?’ başlıklı, belge niteliğinde bir yazı kaleme aldı ve Zeyrek’in bir yönetici olarak portresini çizdi. Yalnızca birkaç hafta önce katıldığı toplantıda anlatılanları not etmiş Toker. Yazıyı buraya bırakıyorum, okumanızı öneririm.
Gerek Çiğdem Toker’in yazısında anlatılanlar, gerek sendikal hareketten bazı isimlerin (örneğin Başaran Aksu) Zeyrek’in emekçi haklarına yaklaşımı konusunda aktardıkları, gerekse Manisa halkının büyük sevgi ve iltifatı, bize bir yönetici tipi hakkında ipuçları veriyor. Zeyrek ve benzerlerini, ‘gelecekten ses veren siyasetçiler’ ifadesiyle adlandırmayı tercih ederim.
Öncelikle Zeyrek, ‘siyaset’ ve ‘siyasetçi’ sözcüklerine yüklenen ve gündelik dilde sıkça işittiğimiz, genellikle olumsuz anlamların genel geçer olmayabileceğini sergilemesi bakımından örnek biri. Hemen her omurgasızlığın, yalan dolanın, tutarsızlığın, küp doldurmanın ‘siyaset’ kavramıyla karşılanması makul bir durum değil. Muhtemelen çoğumuz, berbat bir tutumun eleştirine “Canım, siyaset işte, olur o kadar,” yanıtını almışızdır. Doğru, siyaset ‘oyunlu’ bir faaliyet, her coğrafyada ve her çağda; ancak siyasi faaliyetin mayası bu denli bozuk olmak zorunda değil. Nitekim, siyasetçilerin çok daha güvenilir, siyaset kavramının çok daha saygın olduğu zamanlar ve ülkeler mevcut. Bu nedenle Zeyrek gibi biriyle karşılaşmak, ‘kokuşmayan bir şeyler de olabileceğini’ göstermesi bakımından önemli. Ferdi Zeyrek, gerek halkla kurduğu insani temas, gerekse kamunun malını mülkünü koruma konusundaki hassasiyetiyle 2025 Türkiye’sine bir şeyler söylüyor. O söylenenin değerini ve önemini bilmek gerek.
Toker’in yazısındaki Zeyrek, kamucu-toplumcu belediyecilik anlayışıyla ortaya çıkıyor. Yalnızca iyi biri değil, aynı zamanda toplumcu biri. Katılıma, açıklığa verdiği önem, yurttaşı -kadını ve erkeği ile- karar mekanizmalarına, üretime katma konusundaki istek ve başarısı dikkat çekici. Son dönem öne çıkan CHP’li yerel yöneticilerin ve onların bürokrasisinin başat niteliklerinden biri, kamuculuk. İmamoğlu’nun parlaması ve ikinci seçimde aldığı oyun nedeni de bu; kamu yararını önemseyen siyaset, katılım ve nitelikli çalışma arkadaşları-yerel bürokrasi.
Geleceğin, yerel yönetimlerin ve yerel yöneticilerin devri olacağı kanısındayım. Ayrıca ‘erkek’ bir yönetim de olmayacak. Özellikle kadın hareketi ve irili ufaklı emek mücadelesi söz konusu değişimin itici/inşa edici güçleri. Yıllardır, ‘park forumları geleceğin yönetim biçimidir’ cümlesinde ısrar edişimin nedeni bu. Bilişim Devrimi sonrasında, artık milyonlarca kadın ve erkek yurttaşın tek merkezden birkaç kişinin keyfiyle yönetilme ihtimali yok. Çilesiz olmuyor böylesi dönüşümler.
Zeyrek ve aynı yönetim anlayışına sahip diğer siyasetçiler, ahaliye gelecekten sesleniyor.
Bir de bugünden seslenenler var. Fakat bir kez birileri geleceği müjdelerken, şimdiki zamanın hâkim iktidar terminolojisi kaçınılmaz biçimde çoktan geçip gitmiş bir dünyayı anımsatıyor. Güncel iktidar tutumunun bana; örneğin seçim sonucuna sinirlenip Kırşehir’in ilçe yapılmasını marifetmiş gibi kurulan ‘milliyetçi’ cepheleri, bir motelde 11 milletvekilinin ayartılmasını, yasaklı siyasetçiler geri dönemesin diye anayasa aykırı halkoylaması yapıp üzerinde ‘no’ yazan tişörtlerle ortalıkta dolaşılmasını, istemedikleri biri cumhurbaşkanı seçilemesin diye AYM’ye 367 kararının aldırılmasını, kimi devletlunun tepesini attıran partiler hakkında kapatma davaları açılmasını, can sıkan vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılıp hapse gönderilmesini ve benzer tarihsel zırvaları çağrıştırmasının nedeni bu olsa gerek.
Gelecek ne zaman gelir, bilinmez. Buna mukabil, geleceğin gelmeyeceğini düşünen biri yoktur herhalde.
Ferdi Zeyrek’e rahmet dilerim. Mekânı cennet olsun.
Yazı önerisi:
Sırrı Süreyya Önder’in kızı Ceren’in, babasının ardından kaleme aldığı yazı ‘Güle güle canım benim…’ Bu güzel yazıyı okuyup da, ‘Acep benimki de ardımdan böyle birkaç satır yazar mı?’ diye düşünmeyen bir kız babası var mıdır ki!