Füruzan'ın röportajlarındaki dil dikenleri
F

Mustafa Alp Dağıstanlı
Mustafa Alp Dağıstanlı
Gazeteci. Kitapları: 5Ne1Kim? - Gazeteciliğin Mutfağından Sansür - Otosansür Hikayeleri, Bildiğin Gibi Değil - Osmanlı, Anekdotlar: Edebiyat Tarihimizden Anılar, Tanıklıklar

MUSTAFA ALP DAĞISTANLI

mustdagistanli@gmail.com

Füruzan’ın Balkan Yolcusu kitabı şu paragrafla başlıyor:

“Bu Balkanlar’a, tarihe ve yaşananlara doğru çıktığım yolculukta, bana en genel bilgileri yeniden anımsamak düşüyor. Osmanlı’nın bıraktığı yerlere, attığı ilk adımlarla karşılaşmak için.”

İlk cümlede sözdizimi iyi değil. Şöylesi daha iyi değil mi:

“Balkanlar’a, tarihe ve yaşananlara doğru çıktığım bu yolculukta, bana en genel bilgileri yeniden anımsamak düşüyor.”

İlle de ‘bu’yla başlayacaksanız, peşine virgül koymalısınız cart diye anlaşılsın diye. Füruzan gelişigüzel, kimi yerde saçmasapan bol keseden kullandığı virgülü burada gerekli olduğu yerde esirgemiş.

Kitaba ‘bu’ diye başlayıp Balkanlar’ı, tarihi, yaşananları gölgelememek iyi.

İkinci cümle de sorunlu, ne anlayacağımı bilemiyorum. İlk bakışta cümlenin grameri bozuk görünüyor bana. Size nasıl geliyor? Basit bir niyeti belirten bir cümle üzerinde bu kadar durmak zorunda niye kalalım yahu? Niye birkaç kez okuma ihtiyacı duyayım? Acaba cümle yanlış değil de o virgül mü yanlış? Yani yazarımız Osmanlı’nın ilk adımlarını mı bulmak istiyor? Virgül olmasa böyle anlayabilirim. Olunca hiçbir şey anlamıyorum.

Bir iki örnek vereyim de Füruzan’ın virgülleri nasıl kullandığını, okura nasıl sorunlar çıkardığını görün:

“Stalinist etkilere ‘Hayır’ diyen, Tito’nun Yugoslavyası’nın da 90’larda kanla, savaşla parçalanacağını doğrusu kimse düşünmüyor.” (‘Diyen’den sonra virgül niye var?)

“Günümüze ulaşabilmiş, Osmanlı yapılarının…” (Tamlamayı virgülle bölmenin amacı ne?)

Sait Faik Hikaye Armağanı’nı (1972) kazanan hikaye kitabı Parasız Yatılı‘da da var böyle virgül örnekleri:

“Kadın için de, çocuk içinde, yaşama başlardı.” (İkinci virgül anlamı dağıtıyor, daha doğrusu cümleyi anlamsızlaştırıyor.)

Füruzan’ın ikinci röportaj kitabı da Yeni Konuklar. Ben bu iki kitaptan önce Parasız Yatılı‘yı okumuş, dilini de çok beğenmiştim. Şu yukarda saydığım virgül tuhaflıklarından başka kusur bulamamıştım. Ama röportaj kitapları dil dikenleriyle dolu.

Balkan Yolcusu‘nda ilk paragrafın gösterdiği sözdizimi sorunlarıyla sonra da karşılaşıyoruz:

“Rumeli’de 1878 Antlaşması’nın sonuçları kargaşayı önleyememişti.”

Şu daha iyi: 1878 Antlaşması’nın sonuçları Rumeli’de kargaşayı önleyememişti. (Başka yerlerde önlemiş olabilir ama Rumeli’de…)

Sözdizimi hataları masum sayılır, bayağı bozuk, berbat cümleler var. Yeni Konuklar‘da en az 11 sayfaya “kötü cümle” diye not koymuşum: 44, 46, 68, 70, 130, 139, 140, 146, 307, 313, 319. Bir sayfada birden fazla kötü cümleye rastlandığı da oluyor. Bir örnek:

“Almanların Türk ya da diğer yabancı işçilerin bir arada çalıştıkları durumlarda Alman işçileri, konuk işçilerin güçlerini uzun yıllara dağıtarak, daha dikkatli çalışmamalarından yararlanmakta ve yabancı işçilerin daha çok çalışarak kendi yapmaları gereken işlerin de onlar tarafından yapılmasını beklemektedirler.” (s. 130)

Balkan Yolcusu‘ndaysa 12 sayfaya “kötü cümle” uyarısı koymuşum: 9, 11, 21, 29, 97, 100, 109, 112, 200, 201, 204, 206. Bir örnek:

“Dağlardan, Sırpların sürdürdükleri top atışlarını dağılan parçalardan geçerken insanlar korunmak için hassa mimarının köprüsü üstünde demir çubuklara astıkları ahşap bir korugan yapmışlar.” (s. 109)

Yanlış parantez kullanımına şahane bir örnek var Yeni Konuklar‘da (s. 43):

“Batı Berlin’de 77 tane sinema var. Bu sayıdan, sürekli olarak seks filmi oynatanları (bir tanesi adamakıllı gülünçtü sinemaların. Bir okullu kız için rapor, bir okullu kızın yetişmesi, bir okullu kızın anıları, bir okullu kızın düşleri vb gibi dizileriyle bu okullu kız sorununu sundu da sundu. Okullu kızlar da salt sağa ya da sola yanlamış bir dönüşle yetinerek çırılçıplak boy gösteriyorlardı afişlerde. Bir ara da Kantstr’nin oralarda saraylı maraylı, haremli hayretengiz seks filmleri salgını başgöstermişti.), bulvar sinemalarını da çıkaracak olsak bile geriye kalan sinema sayısı kaliteli filmlerle gerçek bir sinematek anlayışı içinde çalışıyor.”

Hele cümle içindeki parantez olabildiğince kısa tutulmalıdır. Füruzan’ın dört cümle barındıran parantezi yedi satır sürüyor.

İyi bir yazara yakışmayacak kötü kelime tekrarları da var Balkan Yolcusu‘ndan:

“Daha delikanlılığa girerken, Müslüman Parti Teşkilatı’na girdi.” (s. 64)

“Yarısı çökmüş bir evin üst katından bakan iki yaşlı, bezgin adam bana bakarak işaret ediyorlardı, ‘Gel’ diye.” (s. 110)

Bir başka yazı dikeni de gereksiz kelimeler:

Yeni Konuklar‘dan:

“yaklaşık 300 bin civarında” (‘Civarında’ zaten ‘yaklaşık’ demeye gelmez mi?)

“cam vitraylar” (Vitray zaten renkli camlarla yapılır.)

“içeriğini kesinlikle yitirmiş gibidir” (kesinlikle yitirmişse gibi olabilir mi?)

Balkan Yolcusu‘ndan:

“arabeski içinde barındırıyor” (‘Barındırıyor’ zaten ‘içinde’yi de barındırır.)

“arka fonu” (‘Fon’ zaten arka plan, arkadaki görüntü demektir.)

 “izlemeyi caymadan sürdürüyorlar” (Sürdürdüklerine göre caymamışlar demektir zaten.)

Burada en belirginlerini sıraladığım dil dikenleri Füruzan’ın diline niçin, nasıl bulaşmış?

Parasız Yatılı 1971’de çıkmış. Dediğim gibi, dili çok güzel, kısa cümlelerle, şahane yazılmış diyaloglarla bir hayat, bir dünya örüyor. Röportaj/araştırma kitaplarında bu dil neredeyse yokoluyor. Parasız Yatılı‘da çok az ‘ve’ kullanılıyor mesela, ama bu metinler gereksiz ‘ve’lerle de dolu. Nasıl olabiliyor?

Füruzan, Yeni Konuklar için Batı Almanya’da bir yıl kalmış (1975-76) Türkiye’den göçen işçilerle günler geçirmiş, konuşmuş (başka yabancı ve Alman işçilerle de birkaç konuşma var).

Balkan Yolcusu için de 1993’te Balkanlar’ı dolaşmış, Sabah gazetesinde dizi olarak yayınlanmış bu gezi/röportaj yazıları. Bu kitapta ilginç bir durum var: Toplam 206 sayfanın 141 sayfası yukarda sözünü ettiğim ya da etmediğim dil çirkinlikleriyle dolu, 65 sayfası (113 – 198) ise tertemiz bir Türkçe, neredeyse kılçık yok, Füruzan’ı sevdiren bölümler. “Sonsöz Yerine” de kötü. Nasıl olmuş bu böyle?

Şöyle bir açıklama geliyor aklıma: Kitap birkaç sayfalık kısa bölümlerden oluşuyor, bazı bölümler bu uzunluğu biraz aşıyor. Acaba, diyorum, ilk yüz sayfadaki bölümleri biraz aceleyle, tekrar bakma, edit etme fırsatı bulamadan mı gönderdi Füruzan gazeteye? Aradaki iyi bölümü daha sakin, üstünden geçerek yazdı, editledi belki… Peki böyleyse o sonsöz bölümü niye iyi olamadı, o nasıl bir aceleye geldi?

Yazar/muhabir bazan zor şartlarda, bir kere daha düşünme fırsatı bulamadan metnini göndermek zorunda kalabilir, peki editör ne güne duruyor, neden düzeltmedi Füruzan’ın metnindeki bariz hataları, çirkinlikleri?

Hadi gazetedeki editör düzeltmedi, düzeltemedi -onun da vakti yoktu belki- ya bu metni kitap olarak yayınlayan yayınevlerinin editörlerine ne demeli? Balkan Yolcusu 1995’te Can Yayınları’ndan çıkmış, YKY’de de 1996’dan beri 10 baskı yapmış (benim elimdeki, 2023). Yeni Konuklar‘ı ise daha önce Bilgi, Can, Adam yayınları basmış, YKY’de 1998’den 2021’e kadar (benim elimdeki) dört baskı yapmış.

Merak ediyorum, bu yayınevlerindeki editörler bu iki kitabı okudular mı acaba gerçekten? Okudular da benim yukarda bazılarını verdiğim anlaşılmaz cümleleri anladılar, okurların da şıp diye anlayabileceğini mi düşündüler? Benim diken diye sıraladığım örnekleri onlar çiçek gibi mi gördü?

Füruzan 2024’te öldü, son yıllarında neyi ne kadar yapabilir durumdaydı bilmiyorum tabii ama kitapları 30 yıl boyunca basıldı, yani editörün biri girişseydi bu metinler ‘güzeltilebilirdi’. Belki de editörler ‘Füruzan’ın metnine de müdahale edecek değiliz ya!’ diye düşünüyor. Ödüller almış iyi, ünlü bir yazar var karşılarında. Ama yanılıyorlar, editörlük yazana bakmaz, yazılana bakar.

Yeni Konuklar‘ın kurgusu üstüne de daha çok düşünülebilir, editörler kitabı güzeltmek için Füruzan’la konuşup tartışabilirdi. Kitabın sadece beş bölümü iyi, bazıları çok iyi. Şunlar

“1000 D. Mark’ın Olsaydı Ne Yapardın?”

Çok iyi bu uzun bölüm. Yazar hiç konuşmuyor, konuşturuyor. Sorular bile yok. Çok iyi düşünmüş bunu. Sorular olsa bu etkiyi yaratmazdı, çocuklar karşısında yazarı görürdük, halbuki böyle yapınca karşımızda çocukları buluyoruz. Konuşmalara küçük dokunuşlar var galiba. Çok iyi dokunmuş.

Füruzan, Parasız Yatılı‘daki hikayelerinde çok iyi gösterdiği gibi, diyalog yazmayı, sıradan insanları konuşturmayı çok iyi biliyor, çok doğal…

“Serüven mi?”

Çok iyi bölüm yine. Füruzan kendi konuşmadığında/‘yazmadığında’ çok iyi. Yazdığında da kısa cümlelerde iyi. Güzel tek uzun cümlesi yok galiba.

“İş Yerinde Ara”

Avrupalı yabancı işçileri anlatan bu bölüm çok iyi. İyi yazılmış bir hikaye gibi. Tamamen diyaloglardan oluşuyor. Füruzan’ın büyüklüğünü gösterdiği bölümlerden.

“İspanya’da Her Şeyin Kilise’nin Elinde Olduğunu Bilmiyorlar ve Bazı Yerlerde Çok İş Var”

Yine Avrupalı yabancı işçiler… Baştaki İspanyol’un ve ikincisindeki İtalyan’ın konuşmaları çok çok iyi. Bu iyilik, ifadelerdeki sağlamlık, cümlelerdeki düzgünlük tercümanın marifeti mi? Türk işçilerin konuşmaları böyle değil. Tercüman marifetiyle açıklanamaz. Çünkü sadece cümleler değil, mantık sırası, kurgu da iyi. İtalyan zaten çok eğitimli, Tıp 3’e kadar okumuş. İspanyol usta bir zanaatkar ve ikisi de feci siyasi bilince sahip. Almanya’daki Türk işçileri, en azından kitapta konuşanlar, Türkiye toplumunun neredeyse en cahil kesimi; ilkokulu bitirmişler, okuma-yazmayı askerde öğrenenler var…

DİLE GELENLER

Hoca sorunu

Beni insanın anadilini yanlış konuşması kadar üzen çok az konu vardır. ‘Sayın’ sözcüğünü ele almışsınız ya, beni ‘Hoca’ sözcüğü de bir o kadar rahatsız ediyor, özellikle de spor yayınlarında. Gerçek bilginlerden, hocalardan değil de televizyonda Fatih Terim’den ‘Fatih Hoca’, hakem Erman Toroğlu’dan ‘Erman Hoca’ diye söz edilmesi beni rahatsız ediyor. Fatih Terim bir ‘teknik direktör’, neden ‘hoca’ oluyor, orası bana tuhaf geliyor. Yoksa arkadaşlar arasında insanların birbirine ‘Hocam’ diye hitap etmeleri konusunda zaten ipin ucu kaçtı…

Başka bir konu daha isterseniz, sırada isim tamlamaları var. Hani “Dışişleri eski Bakanı” dediğimiz cinsten. Böyle demekte ısrar eden arkadaşlarıma evdeki yemek masasını değiştirdiklerinde “yemek eski masasını” ne yaptıklarını soruyorum. Ali Cevat Akkoyunlu

Dil eski yanlışı

MAD: Çevirmen okurumuz Ali Cevat Akkoyunlu’nun dile getirdiği bu artık ‘eski’miş soruna, belki 40 yıl oluyor, ilk kez Mümtaz Soysal Milliyet‘teki ‘Açı’ köşesinde dikkat çekmişti. Galiba o zamanlar pırtlamıştı bu çirkinlik. ‘Eski Dışişleri Bakanı’ denince Dışişleri Bakanlığının eski olduğu sanılacak diye ödleri kopuyor bu çirkinliğe yapışanların.

Birkaç yıl önce de gazeteci arkadaşım Ece Baktıaya Gürdallı Facebook’ta şunu paylaşmıştı:

“Sevgili gazeteci arkadaşlarım; Türkçe’de belirtisiz isim tamlamalarının arasına sıfat girmez. Yani nasıl ki ‘masa mavi örtüsü’ diyemiyorsak ‘devlet eski bakanı’, ‘içişleri eski bakanı’ gibi bir kullanım da yanlıştır. O kadar sık karşılaşıyorum ki hatırlatmak istedim…”

Ece’ye şöyle bir katkı da gelmişti Ayça Apak’tan:

“Kimya Yüksek Mühendisi’nde ısrarcı bazı arkadaşlar…”

Kimilerine de bu diziliş doğru ve güzel görünüyor!

‘Ve’siz yazılan iki kitap

[‘Ve’ konusunda] ilk dikkatimi çeken Memet Fuat olmuştu. Doksanlı yılların sonlarında Cumhuriyet gazetesindeki bir köşe yazısında bundan söz etmişti. Ben de ondan etkilenerek Ataç’ın bazı yazılarını okumuştum. Bununla da kalmayıp 1998’de yayımlanan Betimleyici, Sorgulayıcı İstatistik, daha sonra ilk baskısı 2004’te yayımlanan İstatistik: Sayıların Arkasını Anlamak adlı kitaplarımda ‘ve’ kullanmamayı denedim. Kaynak gösterdiğim kitap adları, sözünü ettiğim kurum adları, alıntıladığım cümleler dışında sadece beş-altı kez ‘ve’ kullanmışım. Onlar da gözümden kaçan “en küçük ve en büyük değerler”, “başlangıç ve bitiş dönemleri” gibi kullanımlar. Kendi öğrencilerime de, bu kitabı okutan öğretim üyelerine de yıllarca bundan hiç söz etmedim. Emekli olmadan önceki son dersimde kitabın bu özelliğini açıkladığımda öğrencilerim çok şaşırdılar. Hiç biri bunu farketmemişti.

Çevirilerimde her yeri ‘ve’lerle dolduran kimi editörlerden sonra sizin gibi birine rastlamam benim için büyük bir şans oldu. Hatta bazıları “geçen yıl” yerine “geçtiğimiz yıl” yazarak düzeltme yaptıklarını sanıyorlar. Ümit Şenesen

OYUN

En az 5 harfli kaç kelime bulabilirsin? Çıta 30’da. 9, 8, harfli birer ve 7 harfli iki kelimeyi kaçırma!