Gazeteci Ahmet Şık'tan gazeteciler belgeseline itiraz: Hayır, eşit değiliz

 

Gazeteci Ahmet Şık, işsiz bırakılan gazetecileri konu alan ‘Persona non Grata’ adlı belgesele tepki gösterdi.

ahmet sikYapımcılığını Bağımsız Gazetecilik Platformu Punto 24’ün, yönetmenliğini Tuluhan Tekelioğlu’nun üstlendiği belgeselde Can Dündar, Fatih Yağmur, Uluç Özcü, Sibel Oral, Murat Aksoy, Hasan Cemal, Derya Sazak, Fatih Altaylı, Bekir Coşkun, Ayşenur Arslan, Gürkan Hacır, Sevim Özay, Rıdvan Akar, Aydın Doğan, Doğan Ertuğrul, Yekta Kılıç, Tuğçe Tatari ve Mustafa Kuleli’nin yanı sıra Ahmet Şık’ın da anlatımlarına yer veriliyor.

Doğan, Sazak ve Altaylı’ya eleştiri

20140306 derya sazak

 

 

 

Şık, Twitter hesabından paylaştığı yazıda Tekelioğlu’nun iyi niyetinden kuşkusunun olmadığını söyleyerek itirazının nedenini “İşsiz bırakılan gazetecilerle çeşitli bahanelerle bu kararı uygulayanların aynı belgeselde olması” olarak açıkladı.

Şık, belgeselde yer alan Aydın Doğan, Derya Sazak ve Fatih Altaylı’yı yöneticilik yaptıkları dönemde gazetecilere tavırlarından ötürü eleştirdi.

20140218 fatih altayli

 

 

 

 

 

 

‘Seni hiçbir yerde çalıştırmayız’

Şık, Radikal gazetesinden ayrılma sürecini ve Doğan  grubunun bir yöneticisinin kendisi için sarf ettiği “Seni  hiçbir yerde çalıştırmayız” sözlerini de  aktardığı “Hayır eşit değiliz” başlıklı  yazısında itirazını şöyle gerekçelendirdi:

 “Her şeyden önce medyaya yönelik baskı, sansür,  daha ahlaksızca olanı otosansür Türkiye’ye AKP faşizmiyle ya da Recep Tayyip Erdoğan iktidarıyla gelmedi. Hep vardı. Şimdi basın özgürlüğü için haklı olarak seslerini çıkaranlar o zaman susuyordu.

Ama belgesele bakarsanız, medyanın içine düştüğü acıklı durumun tek sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan adındaki bir şeytan. Dileğim o ki devran değiştiğinde yine aynı suskunluk sarmalının içine girmezler. 

Bir diğer nokta işsiz bırakılan gazetecilerle çeşitli bahanelerle bu kararı uygulayanların aynı belgeselde olması. İşten atanla atılanın, her türlü haksızlık ve ahlaksızlığa imza atanla buna karşı çıkanların eşitlenmesi.

Aydın Doğan ile geçmişte Doğan grubu ve başka yerlerde yöneticilik ve yazarlık yapmış Derya Sazak ve Fatih Altaylı’nın da belgeselde yer almasından bahsediyorum.

Evet, vergi cezalarıyla susturulan Aydın Doğan’ın sahip olduğu medya gruplarının dahi ‘muhalif’ olarak görülebildiği bir karanlıktayız. Ancak bu durum bize Aydın Doğan’ın sendikal örgütlenme düşmanı bir medya patronu olduğu gerçeğini unutturacak mı? İsveçli standartlarında yaşayan bir yazar-yönetici azınlık ile Bangladeşli şartlarında yaşamak zorunda bırakılan bir çoğunluk piramidi kurduğunu eleştirmeyecek miyiz? Sahibi olduğu medya kurumlarında periyodik olarak kitlesel tensikatlara imza atılmıyor muydu? Adına ‘centilmenlik’ denilen kölelik anlaşmalarıyla çalışanların açlıkla terbiye etmeye çalıştığını ne çabuk unuttunuz? Şu an herkesin haklı olarak yakındığı, içi koli basiliyle dolu havuzun medyasının yaptıklarını geçmiş dönemde Doğan grubu ve diğer ana akım medyanın yaptığını anımsamayacak mıyız?

Şimdi iktidar baskısına maruz kalan Derya Sazak ve Fatih Altaylı’nın bunlardan azade birer yönetici mi olduğunu düşünmeliyiz?

Sabah gazetesinin önünde protesto gösterisi yapanlardan birisi arkadaşı çıktığı için Uluç Özcü’yü işten atan yönetici ile AKP’nin sağlık politikalarını eleştiren haberde emeği geçen Dilek Şanlı ile iki meslektaşımızı işten kovan Fatih Altaylı arasında fark görebiliyor musunuz?

Murat Aksoy’u, iktidarın emriyle işten atan ve bu haksızlığa çıkarları için sessiz kalan Yeni Şafak yöneticileri ile yarım asırlık arkadaşı Hasan Cemal’in, Can Dündar’ın kovulmasında sessiz kalan Derya Sazak arasında ne fark var? Gezi isyanı sırasında iktidarın tavrını eleştirdiği için kovulan ve ev kredisini nasıl ödeyeceğinin karamsarlığına düşen Sevim Gözay ile “O zaman iyi para kazanıyordum. Çok değil 700 bin dolara aldım” dediği villasında yaşamaya devam eden Derya Sazak nasıl eşitlenebilir?

Sanki telefonda konuşan kendisi değilmiş gibi “Tapeler ortaya çıkınca şoke oldum” diyen, gazetecinin işinin soru sormak olduğunu çıkarları gereği unuttuğunu, “Herkes susarken o gerilimli ortamda televizyonda mı yapacağım sizin yerinize? Niye yapayım?” diyen Fatih Altaylı’yla işini yaptığı için işsiz bırakılan meslektaşlarımız ne kadar eşit?

Hayır. Eşit değiliz.”