MESUDE DEMİR
Gelecekte insanlığı tehdit edebilecek salgın etkenlerinin yüzde 1’i hakkında dahi bilgimiz yok. Memeli ve kanatlılarda henüz saptanmamış 1,67 milyon virüs var. Bunlardan yaklaşık 800 binin insanı enfekte edebileceği düşünülüyor.

Yeni ya da yeni olmasa da varlığından ilk kez haberdar olduğumuz bir virüs duysak, yeni bir salgın mı geliyor diye kaygılanıyoruz. En son Çin’de insan metapnömovirüsü (hMPV) vakalarındaki artış haberleri benzer tedirginliğe yol açtı.
Endişelenmekte haksız da sayılmayız. Çok yakın zamanda Covid-19 pandemisini tüm yıkılıcılığıyla yaşadık. Aşılar kısa zamanda yetişmeseydi etkisi misliyle olurdu. Sadece bu kötü deneyim bile (ki tarihe geçen başka büyük salgınlar da yaşandı) enfeksiyonların tüm dünyayı etkileyen büyük krizlere dönüşebileceğini göstermeye yetti.
Kaldı ki araştırmalar, bilimsel veriler ve bunlara dayanan öngörüler, benzeri salgınların tekrarlanabileceğini işaret ediyor. Komplo teorisyenlerinin iddia ettiğinin aksine hastalık yapıcı patojenleri ne laboratuvarlardan kaçırmaya ne de yaratmaya ihtiyaç var. Zaten milyonlarca virüs, bakteri, mantarla aynı dünyayı paylaşıyoruz.
ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri Kurumu’nun (CDC) bir çalışmasına göre insanlar için patojen olan 1407 mikroorganizma türü var. Bunların yüzde 58’i hayvanlardan geçiyor. İnsanları enfekte eden bakterilerin sayısıysa geliştirilen tanı yöntemlerinin yaygın kullanımı sonucu yıldan yıla artıyor. Bu sayı 2001’de 538’di; 2007’de 541’e, 2020’deyse 2 bin 595’e ulaştı.
Virüsler daha büyük endişeyle takip ediliyor
Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Selim Badur’la yeni enfeksiyon kaynakları olabilecek patojenleri, iklim krizinin etkilerini ve alınabilecek önlemleri konuştuk.

Sadece virüslere odaklanan Küresel Virom Projesi’ne (The Global Virome Project) göre 111 virüs ailesi tanımlı. Bunların içlerinden 25 ailenin ve toplam 263 virüsün bugün için insanı enfekte etme özelliği bulunduğu saptandı.
Badur’a göre söz konusu projenin en çarpıcı bulgusu, memelilerde ve kanatlılarda, henüz saptanmamış 1,67 milyon virüsün bulunduğunu belirlemesi: “Bunlardan yaklaşık 800 bin kadarının insanı enfekte edebileceği düşünülüyor. Sonuçta gelecekte insanlığı tehdit edebilecek pandemi etkenlerinden yüzde 99,96’sı konusunda henüz bilgi sahibi değiliz. Mikroorganizmalar virüslerden ibaret değil. Bakteriler, mantarlar, parazitler gibi diğer hastalık etkenleri de dikkate alındığında konunun ürkütücü yönü daha iyi algılanıyor.”
Bu patojenler içinde virüslerin daha büyük endişeyle takip edildiğini söylemek yanlış olmaz. Çünkü etkili antiviral sayısı kısıtlı, çok hızla bulaşıp kitlelere yayılabilme özellikleri var ve mutasyona uğrama yetenekleri virüsleri önemli kılıyor.
İnsan çağı, insanlığın sonunu mu hazırlıyor?
Son pandemide gördüğümüz gibi enfeksiyonlar çok geniş bir coğrafyaya ve insan topluluklarına hızla yayılabiliyor. Belki de insanlık tarihi boyunca bu kadar kolay olmadı. Enfeksiyon hastalıkların tarihine bakıldığında, göçebe toplumdan yerleşik düzene geçişle başlayan sürecin, günümüzde küreselleşmeyle farklı bir yere evrildiği görülüyor.
Badur 21’inci yüzyılda, teknolojinin sağlık alanında gelişimine parallel daha az görülmesi beklenen enfeksiyon hastalıklarının daha yaygın biçimde ortaya çıktığını hatırlattı: “’Üstesinden gelindi’ denilen hastalıkların yeniden ‘hortladığı’ ya da günümüze dek tanımlanmamış bazı yeni etkenlerin sorun olduğunu görüyoruz. Elbette bu durumun çeşitli nedenleri vardır. Sorunu tek bir konuya bağlamak doğru olmaz.
İnsanlığın daha fazla kazanç dürtüsüyle, çevreyi ve doğayı hoyratça kullanmaları, ormanları yok ederek yeni yerleşim birimleri ya da madenler açma eğilimleri gibi yaklaşımlar enfeksiyonların yayılmasında nedenlerin başında geliyor. ‘Küreselleşme’ tanımını kullanırken bu gerçeğin altını çizmek istedim.
Son olarak antroposen (insan çağı) özelliği gittikçe daha iyi anlaşılan iklim krizi, söz ettiğimiz salgınların başlıca nedenlerinden bir diğeri olarak kabul ediliyor.
Bu iki önemli faktör dışında, biyoçeşitliliğin azalması, insan hareketlerinin (seyahatlerin), göçlerin, çatışma ortamlarının, tüm dünyada artmakta olan yoksulluğun, enfeksiyon hastalıklarını arttırıcı etkisi bulunuyor.”
Sonuçta yeni etkenlerin ortaya çıkması ve sorun yaratması her geçen gün daha kolay oluyor. Ancak her saptanan yeni etkenin, insanlık için ciddi bir tehdit oluşturacağı düşüncesi de doğru değil.
Egzotik hastalıklar Kuzey Avrupa’da
Dünya iklim krizinin içinde. İklim krizinin salgınlarla yakından ve doğrudan ilişkisi var. Küresel ısınmayla patojenlerin taşıyıcısı vektörlerin daha yaygın alanlara sıçramaları, önceleri hiç rastlanmayan coğrafyalara görülmeleri mümkün. Örneğin sivrisineklerin, tatarcıkların ya da kenelerin önceki yıllarda görülmedikleri alanlara ulaşmaları, taşıdıkları patojenlerin de yeni coğrafyalara geçişlerini mümkün kılıyor.
Böylece Batı Nil virüsü, Chikungunya ya da yeni saptanan Oropouche virüsü (OROV) gibi, genellikle Güney Amerika ya da Afrika ülkelerinde görülen, ‘egzotik’ diyebileceğimiz etkenlerin yol açtığı enfeksiyonlar artık Avrupa ülkelerinde görülmeye başladı.
Badur, “Küresel ısınma ve doğanın yıkıma uğratılması sonucu, tropik bölgelere özgü kabul edilen hastalıkların zaman içinde kuzey ülkelerine geçtikleri, buralarda sorun yaratmaya başladıkları gözleniyor” dedi.
Buzulların erimesi ve buralarda bulunan ama yıllardır adeta uykuda varlığını sürdüren mikroorganizmaların da ortaya çıkmalarına neden olabilir. Permafrost (donmuş toprak) ortamlarda virüsler başta olmak üzere, çeşitli patojenlerin varlıklarını koruyarak saklandıklarını belirten Badur ekledi: “Buzulların erimesiyle şimdiye dek tanımadığımız etkenlerin görülmeye başlanması şaşırtıcı olmayacak. Nitekim konu ile çalışan uzmanlar söz konusu gelişmeler sonucunda ortaya çıkacak mikroorganizma boyutunun çok fazla olacağını savunuyor.”
Zombi virüsler uyanırsa?
Araştırmalarını sürdüren ekipler, 45 bin yıldan uzun süre buzullarda yaşadığı saptanan, uykuda olup, ortamın erimesi sonucu çevreye yayılma eğilimindeki etkene ‘zombi virüs’ adını verdi. Bu ve benzer etkenlerin ne tür sorunlara neden olacakları gelecek dönemlerde net olarak anlaşılacak.
“Tüm bu etkenler birlikte değerlendirildiğinde, aşağı yukarı kaç yılda bir insanlık yeni pandemilerle karşı karşıya kalabilir?” sorusuna Badur şu karşılığı verdi:
“Bu süreyi öngörmek olası değil. İşte bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü ne zaman, hangi koşullarda, nereden ve nasıl geleceği bilinmeyen, ancak geleceğine kesin gözüyle bakılan bir etken ve neden olacağı salgın konusunda ‘X hastalığı‘ kavramını ortaya attı. Ülkelerin adı henüz konmamış bir etkene ve yol açacağı salgına karşı bazı planlamalar yapmaları, olası etkenin süratle saptanması ve etkene özgü aşının hızla kullanıma kazandırılması için pandemi planları yapmaya özen göstermeleri önemli.”
2050’de sıtma Birleşik Krallık’ta endemik olabilir
Hayvanlardaki virüslerin ya da hayvanlardaki bu patojenleri taşıyan vektörlerin (aracı canlılar) salgınlarda önemli bir rolü var. Örneğin sıtma etkeni parazitleri taşıyan sivrisinekler şimdiye dek alışageldiğimiz yaşam alanları dışında, farklı coğrafyalarda yayılıyor. Sıtma hiç beklenmedik ülkelerde görülmeye başlandı. Hatta Birleşik Krallık yetkilileri, 2050’de sıtmanın ülkeleri için endemik bir hastalık olacağını belirtiyor.
Diğer yandan vahşi ya da evcil hayvanlarla temasın zaman içinde daha da artması, hayvanlardan geçebilecek enfeksiyon olasılığını artırıyor.
Ulusal aşı üretimi devlet politikasına dönüştürülmeli
Badur tüm ülkelerin olası salgınlara karşı önlem almaları gerektiğini söyledi. Pandemi hazırlık planları oluşturmaları, gerektiğinde süratle devreye sokabilmek için ilaç ve malzeme açısından uygun miktarlar hesaplanarak stoklar oluşturmak da önemli. Badur, “Bu arada elbette ulusal aşı üretim konusu ciddi biçimde ve süreklilik göstererek ele alınmalı, konu bir devlet politikası haline dönüştürülerek çalışmalara başlanmalı” dedi.
Bireysel olarak yapabileceklerimiz de var. Badur bunun pandemi oluşumunu kolaylaştıracak ve hızlandıracak politikaları desteklememekten geçtiğini söyledi: “Büyüme gerekçe gösterilerek doğanın katledilmesine, insan ve hayvan ticaretinin özendirilmesine karşı çıkılmalı. Elbette bilime güveni artırmak, gerçek dışı savlara rağbet edilmemesini sağlamak için girişimlerde bulunmak değerli. Özellikle COVID-19 pandemi sürecinde kullanılan mRNA aşıları ile ilgili olarak çok sayıda temelsiz suçlama ortaya atılmış ve aşı karşıtlığı açıkça bilim-karşıtlığına dönüşmüştü.”