Siyavuşpaşa'da adıyla sanıyla 'ince ayarlı' bir mekan  
S

Behzat Şahin
Behzat Şahin
Sosyoloji okudu. 18 yıl gazeteciydi. 2001’de meyhaneciliğe geçti. Cibalikapı Balıkçısı’nı kurdu. ‘Cibalikapı Balıkçısı’ndan’ adlı bir kitabı var. İndirim bile kabul etmez, hesabı tam öder.

BEHZAT ŞAHİN

@behzatsahin7

İsmi tuhafıma gitti; ne alâka, sen bir mahalle birahanesi-meyhanesisin, ama tabelanda kocaman ‘TURKISH PUB’ yazıyor. Biraz da ‘Buradan iyi mavra çıkar’ art niyetiyle gittim. Yoksa buranın varlığını öğreneli bir hafta bile olmadı, yine de keyfi sıralamamın önüne aldım. Ve işin aslını öğrenince hafif morardım. Markanın arkasında benimkinden kat kat üstün bir ticari zekâ -ki, zaten onlardan milyonlarca var- yatıyormuş. 

Bahçelievler Siyavuşpaşa’ya yıllar var yolum düşmedi. Vesile oldu. Uzun zamandır bir mahalle meyhanesinde buluşmaya niyet edip bir türlü buluşamadığım bir arkadaşımla da takvimimiz nihayet uydu. Benim takvim daha esnek de o, özellikle içki piyasasına çok emeği geçmiş, meyhane ve rakı kültürüne destek için elinden geleni yapmış bir profesyonel yönetici. Burayı biraz da ona muziplik olsun diye seçmiştim. 

Erken çıktım yola. Niyetim Taksim’den İETT’nin, son durağı Yenibosna Metro olan 73 hat numaralı otobüsüne binip Bahçelievler durağında inmek. Ortalık Galatasaray formalı-atkılı, bağrış-çağrış insanlarla dolu. İşte o zaman anladım yine yanlış bir gün seçtiğimi. Halbuki günlerden Salı. Bugün de mi? 

Turkish Pub, Siyavuşpaşa Caddesi, Dilek apartmanı altında.

Otobüsten indikten sonra geze geze ulaştım Turkish Pub’a. Tabelada daha küçük harflerle ‘Sait’in Yeri’, Restaurant’ ve ‘Kavzan’ ibareleri de var. Siyavuşpaşa Mahallesi, Siyavuşpaşa Caddesi’ndeki 10 numaralı Dilek Apartmanı’nın girişinde hemen. Siyah-beyaz fotoğraflarla kaplı camlarından içeriyi görmek mümkün değil ama fotoğrafların üstüne yapıştırılmış ‘Futbolseverler Haydi Ekran Başına’ çıkartmasını görünce, maçın tam göbeğine düştüğümden kuşkum kalmadı. Bizim muhabbet güme gidecek. 

Bazı masaları boş görünce umutlandım ama…

Girdim içeri. Girişin hemen sağında fıçı biranın da servis edildiği bar bankosu, arkasında adisyonları da tutan bir beyefendi var. Gözüme boş masalar çarptı ama üstlerindeki ‘Rezerve’ plakasını görmemişim. İki kişi olacağımızı, rakı içmek istediğimizi söyledim, bir yandan da hangi boş masaya otursam diye düşünürken. “Üst kata alalım sizi” dedi, asma katı işaret ederek. Ama orası da benim amacıma uygun değil. Hem daha ışıkları bile yanmıyor, belli ki boş…

Doktorlardan özendiğim ama bizim meslekte kullanabileceğin o hayati anın gelmesi imkânsıza yakın olan replik, burada işe yaradı. “Durun!” kısmını atlayıp “Ben de meyhaneciyim. Bir de mahalle meyhanelerini yazıyorum, buraya geliş amacım da bu. Eğer sizi zorlamazsa bu katta bir yer gösterebilir misiniz?” dedim. Neyse ki anlayışla karşıladı.  

Duvarlarda rakıyla ilgili özlü sözlerin olduğu plakalar asılı.

Barın bitiminde başlayan duvar dibine dört sıra dizilmiş dörder kişilik yüksek bira masalarının sonuncusunda oturan iki gencin yanını göstererek, “Şimdilik şöyle otur, kalkan olunca bir şeyler ayarlarız.” Ben oturmaya hazırlanırken gençlerden biri, “Abi burası kombine, bin 500 lira” dedi. Bende bunun espri olduğunu kavrayacak futbol kültürü yok; kavrasam da nasıl cevap verilir, bilmem. Esprilerinin içine etmenin ayıbıyla kıvranırken neyse ki barın bitimindeki ilk masada oturanlar kalktı, beni oraya çağırdılar. Bin 500’den kurtuldum böylece. 

Dükkân boş olsaydı da bu masayı tercih ederdim. Sırtımı bara verip yerleştikten sonra bir bira söyledim; arkadaşımın gelmesine zaman var. Tek markanın şişesi de fıçısı da mevcut. Ortada ve soldaki duvar dibinde de dörder kişilik dört sıra masa var. Ama onlar normal boyutlarda. Salonun sonunda meze dolabıyla ayrılan mutfak, onun sağında asma kata çıkan merdiven ve erkekler tuvaleti girişi göze çarpıyor. 

Tam karşımda at yarışı yayını verilen ekran, solunda meze dolabının üstünde de birazdan başlayacak maçın yayınlanacağı daha büyük bir ekran var. Aynı ekrandan bir de tam karşısında, girişin üstünde asılı. Bugün Galatasaray-Dinamo Kiev karşılaşması varmış. 18:30’da başlayacak. Arkadaşım maç başladıktan sonra gelebilecek.

İlk masa komşum Erol bey, 14 yıldır neredeyse her akşam uğrarmış.

Beklerken, bardaki beyefendiyle tanıştım. Metin bey (Ertekin, 55), burayı kardeşi Tekin bey (52) ile işletiyormuş. 2010 yılında devralmışlar ama ondan önce de en az bir 20-25 yılı varmış: 

Babamız da meyhaneciydi. Dört meyhanesi vardı zamanında. Küçük Bacanak’tı birinin adı. Ben de çalıştım onunla. Baba mesleğini sürdürsek de şimdi artık yapılacak gibi değil bu iş. Zamlar baş edilir gibi değil, geleni yeterince yansıtamıyorsun. Eski tadı kalmadı.” 

Bence de. 

Gelenler hep müdavim, tanıdık.  

Yabancı müşteri gelse de kolay kolay ortama dahil olamaz. Müşteri kaprisi de çekmiyoruz. Adam geliyor, üç kuruşluk hesaba Boğaz servisi bekliyor. Gönderiyoruz tabii. Ben senin başına üç garson mu dikeceğim?” 

Serviste biri yaşını almış iki garson var zaten. 

Tekin beyle de tanıştık. Burayı devralıp açan, adını koyan o. Birinci ağızdan, mekâaın isminin hikâyesi: 

“Devraldığımda yakınlardaki Sinan Erdem Spor Salonu’nda basketbol şampiyonası (FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası) maçları vardı. İngiltere’ye gitsen English pub, Irish pub var; ben de dedim, bizimki de Turkish Pub olsun. Yabancı ne anlar birahaneden. Restaurant da demek istemedim, müşteriyi korkutuyor. Çok faydasını gördüm. Pub arayan yabancılar direkt buraya geldi. Sen de gittiğin yerde yerel pub aramaz mısın?” 

Mantıklı. Sonuç da onun haklılığını gösteriyor. Tabeladaki ‘Kavzan’ devraldıkları işletmenin adı, ‘Sait’in Yeri’ ibaresi de babalarının adını yaşatmak içinmiş. 

“Babam bize mal-mülk bırakmadı ama saygın bir isim bıraktı. Semtin gençlerinin başı aşağıda kalmazdı; Sait abileri vardı arkalarında. Parayla işi yoktu, kimin ihtiyacı varsa yanındaydı.” 

Maç başlamak üzereyken salon yükünü aldı.

Salonun hâkimi de Tekin bey anlaşılan. Otoritesi bütün salonda hissediliyor. Taşkınlık yapan zaten yok da, sesini biraz yükselteni de hemen uyarıyor. 

“İnsan ayırt etmem. Taşkınlık yapan amcamın oğlu da olsa yanlışsa yanlıştır.” 

Maç başladı. Boş sandalye kalmadı. Karşımdaki sandalyeyi arkadaşıma ayırdım, onun yanındakine yaş almış bir beyefendi oturup bira söyledi. Erol bey (Uygur, 82), mobilyacılıktan 27 yıl önce emekli olmuş. Hep bu semtte yaşıyormuş.  

“14 yıldır gelir bir bira içer, evde rakıyla devam ederim. Rakımı da kendim yaparım. Kimyâger olduk sayelerinde…” 

Asma kattan salon.

Benim yanımda barın girişini kapatmasın diye sandalye yok.  

Karşımdaki ekranlardan birinde futbolcular İstanbul’da Galatasaray’ın sahasında, diğerinde de atlar Antalya hipodromunda koşuyor. İkisini de izlemeye çalışan biri olarak yorumumu söyleyeyim; futbolda güç gösterisi ve kavga-dövüş, at yarışında sükûnet ve zarafet hâkim. 

Benden ne bekliyordunuz; futbolcuların ya da atların performansıyla ilgili yorum mu? 

Telefonum çaldı; arkadaşım. Yoldayken bir trafik kazasına karışmış, gelemeyecek. Maalesef. Neyse ki sadece maddi hasar var. 

Arkadaşım gelemeyince geçtim meze dolabının başına. Hem de ne umutlarla…

O zaman rakıya geçeyim. Dolabın başında, yaş almış garson beyefendi var. Yarımşar porsiyon talebime öyle keskin bir “Olmaz” dedi ki, neden yarımşar istediğime dair maruzatımı arz etmeye cesaret edemedim bile. “O zaman Arnavut ciğer, beyin söğüş, pancar” alayım dedim, en kısık ses tonumla. Bir de 35’lik. Masaya döndüğümde Erol bey kalkmıştı, birası bitmiş. Yalnız kaldım. 

Hayri Bey barajını aşamayınca üç mezeyle kaldım. Ana yemeğe de yer kalsın.

Mezeler pek taze ve leziz. 

Salon hop oturup hop kalkıyor, gol olmuş. Arnavut ciğer hem iyi ayıklanmış, hem de güzel tava edilmiş. 

Yine mi gol? 

Beyin kıvamında haşlanmış, garnitürleri de tazecik. 

Gol heyecanıyla yolunan saçlar. 

Şimdi niye fırladınız? Yine golmüş. Ama bu kez Dinamo Kiev atmış. Spiker “Ukrayna temsilcisi” deyince aydım; ben Dinamo Kiev’in SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) takımı olduğu zamanda kalmışım. 

Pancar hazır turşu ama güzel. Şakşuka ve barbunya pilakide de aklım kaldı ama ana yemeğe de yer bırakmak gerek. 

Karşıma biri geçti, “Behzat abi?” diye. Benim tabii ki. Burak imiş o da. Burak (Karca, 44), buraya gelmemin müsebbibi. Bizim Eyüp’ün (Özel) Basın-Yayın’dan sınıf arkadaşı. Geçen hafta Eyüp’le İçerenköy’deki Çalı’ya gitmiştik ya, işte o yazıyı okuyan Burak, Eyüp’e önermiş burayı, Eyüp de bana. 

Burayı Burak sayesinde öğrenmişim, haberim yoktu. Sağolsun gelip bana eşlik de etti.

Burak, ayakkabı zinciri FLO’da yönetici. Doğma büyüme buralı. Kavzan zamanından beri, 25 yıldır da müdavim. Herkesi tanıyor tabiyatıyla. Anlattı: 

“Kentsel dönüşüm mahallelinin çoğunu dışarı attı. Eskisi kadar sık gelemiyorlar buraya. Meyhanelerin çoğu da bu yüzden kapandı. Erciyes, Kamber’in Yeri. Volkan Birahanesi, Deniz Restaurant…” 

Yaş almış garsonu işaret ederek, 

“Hayri Baba deriz ona. Ben çocukken de buradaydı.”

Gerçekten de dükkânı onun etrafına inşa etmişler gibi bir hali var.  

Hayri bey (Göden, 67), Sivas Doğanşarlı. Harem Otel’de başladığı mesleğinde 50 yılı devirmiş. Bu elli yılın en az yarısında da burada imiş. Tanışınca aramız da düzeldi. 

O zaman bir et sote rica edebilir miyiz? 

Dumanı üstünde et sote. Yemesek olmazmış.

Üçüncü sandalyeye bu kez gençten biri oturup birasını söyledi. Yakup da (Arıkan, 40) mahalleli. Haftada 4-5 gün iş çıkışı uğrar, birkaç bira içip evine gidermiş. İşi? 

Masa komşumuz Yakup, işinin ehli bir pideciymiş. O da mahalleli.

“Güngören Çeşme durağı yakınlarında lokantam var. Küçük. Dört masalı. Kayseri pidesi yaparım. Kayseri Develili’yiz biz.” 

İşler nasıl? 

“Kuyruk olur. Tabelam yok, bilen gelir.” 

E bu, tam Paul’lük (Benjamin Osterlund) bir yer değil mi? Buradan haber uçurayım hemen. Hatta beraber gidelim. 

Metin bey, ben, araya giren samimi bir müdavim ve Tekin bey.

Maç bitti. Erken başlamasının güzelliği, bize hâlâ muhabbet için zaman kalması oldu. Kendiliğinden oluşan üç kişilik masamızda muhabbet, her telden, samimiyetle dönüyor. Yakup’tan da yeni şeyler öğreniyorum. Bazı yerlerde rakı kadehinde servis edilen biraya Dallas denir. Bilirim de neden denir, fikrim yoktu:  

Dallas dizisi varken, diziyi kaçırmak istemeyen müdavimler ‘Hadi bir Dallas ver de diziyi kaçırmayayım’ diye rakı kadehinde yolluk istermiş.” 

“Bak, bu mekanlarda saatler ya 15 ya 30 dakika ileridir” diyerek bilmediğim başka yerden sürdürdü konuşmasını. Kontrol ettim, duvardaki saat 16 dakika ileri: 

“Ha deyince kalkmıyor ya insanlar, önlem olsun diye ileridir burada saatler.” 

Hayri bey (Soldan ikinci), selfie çekilirken bile duruşundan taviz vermedi. Yanındaki Ayhan Özket’le birlikte servisi çekip çeviyorlar.

Tekin bey ortamın gürültüsü artınca, otoriter sesiyle “Abiler sakin” diye çeki-düzen veriyor arada. 

Et sote güzelmiş, bir de köfte söyledik. Tavuk kanatları da pek nefismiş de biz yetişemedik; bitmiş. 

Tuvalete de gittim tabii ki. İki pisuvar, bir alaturka kabin ve bunca erkek… Buna rağmen temiz. Mekândaki özenin bir işareti de burada. Ayrıca kullanılmasa da asma katta bir de kadınlar tuvaleti varmış. Ender de olsa kadın müşteri geldiğinde, asma kata alıyorlarmış. 

Ramazan, kandiller ve yılbaşı dışında her gün 12:00-01:00 saatleri arasında açık.  

Fiyatlar ise bira 120, 35’lik 940, mezeler 120-180 arası, ana yemeklerden et sote 400, köfte 300, kanat 320 lira.  

Yakup kalktıktan sonra iki kadeh rakı, birer bira daha içtik Burak’la. Daha da gideri vardı da, metroya yetişmem gerek. 

Hesabımız 2 bin 900 lira.  

Metro istasyonuna yürürken Bahçelievler’e adını veren son bahçeli evlerden birkaçına rastladık. Gerisi kentsel dönüşüme, ranta kurban gitmiş.

Metro istasyonuna yürürken, kentsel dönüşüme kurban gitmemiş son birkaç bahçeli evi gösterdi Burak. Eskinin bahçe düzenli modern iskân alanı olan Bahçelievler de artık ‘herhangi bir yer’e dönüşmüş…