Giyim tarzımız bize dair ne söyler?
G

DR. FEYZA BAYRAKTAR

@FeyzaBayraktar_

info@feyzabayraktar.com

Yıllar önce moda, benim gözümde işi gücü olmayan insanların yüzeysel bir uğraşıydı. Bu kadar olumsuz düşünmemde, bazı kişilerin neredeyse tüm markaları üst üste giyerek bling kültüründen etkilenmiş Amerikalı rap şarkıcılarının abartılı sahne tarzlarını andıran görünümlerle ortalıkta dolaşmaları ve daha da kötüsü, bu tarzı taklit edip kendilerini moda ikonu sanmaları etkiliydi.

En yakın arkadaşlarımdan biri kariyer değiştirip moda tasarımı alanında uzmanlaşmak için okula başlayınca aldığı derslerden ben de epey şey öğrendim. Dolayısıyla, zaman içinde modaya bakışım değişti. Psikoloji, sosyoloji, edebiyat ve sinema gibi birçok farklı disiplinle bağlantısı, modayla ilgili önyargımdan kurtulmamı sağladı.

Moda yalnızca yüzeysel bir zevk değil, aynı zamanda insan psikolojisini bir nebze de olsa yansıtan bir ayna. Kıyafetimiz, kim olduğumuz hakkında -derinlemesine olmasa da- ipucu veren en hızlı araçlardan biri.

Bilimsel araştırmalara göre insanlar genellikle kişisel duruşları, değerleri ve duygusal durumlarıyla uyumlu stilleri tercih ediyor. Kimi, kendini korunaklı hissetmek için bol veya katmanlı kıyafet, kimi onaylanmak uğruna parlak veya sıradışı kıyafet giyebilir. Köşeli veya minimalist stiller genellikle düzen ve istikrar arzusunu yansıtır. Kendine güvenen biri dikkat çekici parçalar, içe dönük ruh halindeki biri daha sade, nötr tonlar seçebilir.

Kıyafet yalnızca başkalarının bizi nasıl algıladığını değil, aynı zamanda kendimizi nasıl algıladığımızı da etkiler. Örneğin, resmi kıyafet giymek özgüveni ve performansı artırabilirken rahat kıyafet gevşemeyi teşvik edebilir.

Enclothed cognition: Giyimin psikolojik etkisi

2012’de Hajo Adam ve Adam D. Galinsky’nin yaptığı araştırma, kıyafetin zihin üzerindeki etkisini tanımlamak için ‘enclothed cognition’,  yani ‘giysilere yüklenen anlamın zihinsel etkisi’ kavramını ortaya koydu. Araştırmada, doktor önlüğü giyen bireylerin dikkat gerektiren görevlerde daha başarılı olduğu görüldü. Bu, kıyafetin sembolik anlamlarının, kişinin performansını ve öz algısını şekillendirebileceğini ortaya koyuyor.

Benzer şekilde, ‘güç kıyafeti’ olarak bilinen keskin çizgili, kaliteli kumaştan, iyi dikilmiş takımlar, giyenlere kendine güven ve otorite hissi kazandırır. Sporcular için tasarlanan performans artırıcı giysiler de yalnızca işlevsel değil, aynı zamanda zihinsel bir destek unsuru olarak kullanılır.

Gündelik kıyafet seçimleri bile psikolojik anlam taşır. Örneğin, parlak renkler içeren ‘dopamin giyimi‘ trendi, stres veya üzüntüyle mücadele etmek için ruh halini iyileştiren renklerin bilinçli biçimde seçilmesini teşvik eder.

Moda trendlerinin psikolojiyle evrimi

Sigmund Freud’un bilinçaltı teorilerinden etkilenen 20’nci yüzyıl modası, psikolojik karmaşıklıkları yansıtan yeniliklerle doluydu. Elsa Schiaparelli gibi tasarımcılar, rüya ve arzulara hitap eden sürrealist stillerinde bilinçaltını yansıtmaya çalıştı.

Carl Rogers’ın ‘ideal benlik ve gerçek benlik’ kavramları, 1960’lar ve 70’lerde bireyselliği öne çıkaran moda akımlarına ilham verdi. Hippi, punk ve glam rock gibi tarzlar, bireylerin kimliklerini ve değerlerini görsel olarak ifade etmesine olanak tanıdı.

21’nci yüzyılda moda, pozitif psikolojinin iyilik hali ve mutluluk odaklı yaklaşımıyla daha da bütünleşti. Parlak renkler ve rahat tasarımlar, bireylerin hem kendini iyi hissetmesine hem de çevresel sürdürülebilirlik gibi anlamlı seçimler yapmasına yardım etti.

Bunların yanısıra araştırmalar, sarı, turuncu veya pembe gibi parlak renklerin dopamin salgısını arttırabileceğini ve pozitif duygular uyandırabileceğini göstermekte. Bu özellikle pandemi gibi toplumsal stres dönemlerinde belirginleşiyor. İnsanlar, kaygıyı hafifletmek için daha neşeli ve renkli giysilere yöneliyor.

Ordularda askerlerin tek tip üniforma giymesi tesadüf değil. Üniforma, milli değerler etrafında bütünleşip aynı hedefe doğru yürümede etkili. Üniformalar bireyselleşmeyi ortadan kaldırıp insanın bir grubun parçası olması için dizayn edilmiş.

Dolayısıyla giydiklerimiz estetik görünümün çok ötesinde. Duygu durumumuz, kişiliğimiz ve hatta değerlerimizle etkileşim içinde. 

Lüks tasarımlar ve psikolojik ifadeleri

Lüks markalar, kalite ve statünün yanısıra o markayı taşıyan kişiyi tanımlayıcı özellikler de satar. Her markanın yansıttığı özellikler farklı. Tüm lüks markaların dizaynı bir fikirden ilham alarak oluşturulur.  Yalnız,  birçok insan sadece zengin görünmek adına kendi kişiliğiyle örtüşmeyen markalara para yatırır.

Coco Chanel’in minimalist ve zamansız tasarımları, düzen, zarafet ve özgüveni temsil eder. İkonik Chanel tweed ceket veya küçük siyah elbise, hem sadelik hem de gücün bir sembolü. Chanel’in tasarımlarını seçmek, genellikle kontrol arayışı ve düzen tutkusuyla ilişkili. İdeal müşteri portföyü açısından bakacak olursak obsesif-kompulsif kişilik özelliklerine sahip bireyler, Chanel’in minimalist ama kusursuz tasarımlarına yönelme eğiliminde.

Öte yandan Gucci, Alessandro Michele’nin vizyonuyla eklektik, renkli ve cesur tasarımlarıyla tanınır. Gucci’nin karmaşık desenleri, çarpıcı aksesuarları ve dramatik çizgileri, yaratıcı ve dikkat çekmeyi seven bireyleri cezbeder. Gucci, genellikle özgüveni yüksek, bireysellikten hoşlanan ve normları sorgulamaktan çekinmeyen kişilere hitap eder. Manik eğilimler veya yüksek enerji dönemlerinde bu tür tasarımların tercih edilme olasılığı artabilir. Bugün her ne kadar birçok görgüden yoksun insanın Instagram paylaşımlarında yer alsa da Gucci bir görgüsüzlük sembolü değil.

Louis Vuitton’un monogram baskısı, dünya çapında prestijin ve statünün sembolü. Bir Louis Vuitton çanta taşıyan kişi, çoğunlukla finansal başarısını veya belirli bir sosyal statüyü yansıtmayı amaçlar. Statüye önem veren bireyler, Louis Vuitton gibi markaları tercih eder. Sosyal doğrulama arayışı yüksek kişiler, bu tür lüks ürünlerle kendini güvenceye alabilir.

Prada, sade ama sofistike tasarımlarıyla entelektüel bir tarzı temsil eder. Siyahın sıkça kullanıldığı tasarımları, zarafeti ve düşünceli bir minimalizmi ifade eder. Minimalist bir stile yönelen bireyler, genellikle karmaşıklıktan uzak durmayı tercih eden, düzen ve kontrol arayan, zekaya önem veren kişilerdir. Bu, hem düşünce yapısı hem de yaşam tarzı açısından belirgin bir eğilimi işaret eder. Yani Prada her ne kadar Amerikalı rap şarkıcıları tarafından sıkça tercih edilse de temsil ettiği özellikler çok farklı.

Balenciaga, modern avangart moda anlayışını şekillendiren bir marka. Hacimli silüetler, oversized kıyafetler ve sıradışı tasarımlar, kuralları yıkmak isteyen bireyler için güçlü bir ifade aracı. Balenciaga tercih edenler genellikle geleneksel değerleri sorgulayan, özgür ruhlu ve bazen de anti-otoriter bir tavır sergileyen kişiler. Özellikle genç nesil, bu tür tasarımları kimlik arayışlarının bir parçası olarak kullanabilir.

Giyim tarzlarının kültürdeki yansımaları

Film, dizi ve edebiyattan örnekler verecek olursak…

En sevdiğim filmlerden ‘The Devil Wears Prada’da Miranda’nın ağırlıklı olarak Prada giyerek gücünü ve otoritesini ifade etmesi, moda yoluyla kontrol arayışının bir yansıması.

‘The Wolf of Wall Street’ filminde Jordan Belfort’un Louis Vuitton gibi lüks markalarla donatılmış yaşam tarzı, finansal gücün ve sosyal statünün bir sembolü olarak kullanılır.

Suzanne Collins’in ‘The Hunger Games‘ serisinde Katniss Everdeen’in kostümleri, psikolojik dönüşümünü ve politik dünyadaki yerini yansıtır. Stilist Cinna’nın tasarladığı ‘ateş kız’ kostümü, hem isyanın hem de umudun sembolü olarak dikkat çeker. Katniss’in kıyafeti, liderlik ve özgüven konusundaki mücadelelerini ortaya koyar.

Alice Walker’ın ‘The Color Purple‘ında Celie’nin canlı ve renkli giysilere yönelmesi, baskılardan kurtuluşunu ve özgüvenini sembolize eder. Dikiş dikme, Celie için bir terapi yöntemi haline gelir ve seçtiği desenler özgürleşme yolculuğunu anlatır.

Stil bir psikopatolojiyi yansıtabilir!

İlginçtir, bazı insanlar da stili gerçek benliğini gizlemek için bir maske olarak kullanır. Aşırı düzenli veya abartılı görünümler, iç güvensizlikleri veya mücadeleleri örtmek için bir dikkat dağıtıcı olarak hizmet edebilir. Bu dinamik, özellikle stil ve imajlarını kişisel markalarının bir parçası olarak kullanan ünlüler arasında sık görülür.

Giyim tarzı bir bir teşhis koymak için yeterli olmasa da aşırı veya sıradışı stil seçimleri altta yatan psikopatolojilerle ilişkilendirilebilir.

Örneğin…

Obsesif kişilik bozukluğu, yani mükemmeliyetçilik veya kontrol ihtiyacından mustarip kişiler aşırı derecede düzgün, simetrik veya sabit bir giyinme eğilimi taşıyabilir. Monokromatik renkler, kusursuz parçalar veya düzen takıntısı sıkça görülür.

Depresyon geçiren bireyler, genellikle koyu renkli, bol veya bakımsız kıyafetler giyerek düşük enerji veya özsaygıyı yansıtabilir.

Bipolar bozuklukta manik evreler, dürtüsel, abartılı alışverişler ve kişinin normal tarzıyla uyuşmayan göz alıcı kıyafet giymesine sebep olabilir.

Disosiyatif kişilik bozukluklarında bazı kişilerin baskın kişilik durumlarına bağlı olarak tamamen farklı stilleri olabilir.

Sonuç olarak, moda ile psikoloji arasındaki ilişki, bireysel ve toplumsal düzeyde zengin bir etkileşim sunar. Giydiklerimiz, yalnızca iç dünyamızın bir yansıması değil, aynı zamanda insanı farklı yönlerden şekillendiren bir araçtır. Edebiyattan popüler kültüre kadar pek çok alanda kendini gösteren bu bağ, giyim tarzının aslında sanıldığı gibi yüzeysel bir şey olmadığını, çok daha derin bir anlam taşıdığını kanıtlıyor.