MESUDE DEMİR
@mesudedemirr
Türkiye’de HIV testi yaptırmak için müracaat edenlerin çoğu erkek. Dünya genelinde HIV pozitif tanısı alanların yarısını kadın. Ülkemizde ise bu oran sadece yüzde 18,5 dolayında.

HIV Enfeksiyonu Derneği (HİVENT) Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak, kadınların bu konuda farkındalığının yeterli seviyede olmadığını söyledi.
Ülkede HIV ile enfekte kadınların genelde tek eşli olduğunu ve hastalığı eşinden kaptığını belirten Tabak, şöyle devam etti: “Kadınların çoğu sosyo-ekonomik olarak eşlerine bağımlı. Eğitim seviyeleri düşük bu nedenle hastalıktan habersiz ya da korunma yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmadıkları görülüyor.”
Anne HIV pozitif olsa da bebeği bulaştan korunabiliyor
Özellikle kadınların hastalık hakkında bilinçli olması çok önemli. Çünkü pediatrik HIV enfeksiyonlarının yüzde 90’ı hamilelik, doğum ya da emzirme döneminde anneden çocuğa geçiyor. Ancak HIV tanısı almasına rağmen, tedavi başlanmış ve düzenli takip edilen anneden çocuğuna hastalık bulaşmıyor.
Tabak, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2023’te anneden bebeğe bulaşma hiç görülmediğine dikkat çekti: “Bu önemli sonuca hamilelik döneminde anne adaylarına yapılan tarama testleri sayesinde ulaşıldı. Tabii ki doğum sonrası çocuğun alacağı profilaksiyi (koruyucu tedavi) ve emzirmeyle ilgili olan özel şartları göz ardı etmemek gerekiyor.“
Gönüllü danışmanlık ve test merkezleri var
Virüse karşı vücutta gelişen antikorları gösteren anti-HIV testinin pozitif bulunmasıyla HIV tanısı konuluyor. Bu basit, ucuz, kolay erişilebilen ve birçok laboratuvarda yapılabilen bir test. Bulaşma sonrası genellikle ilk 10 gün içinde (7-15 gün) pozitif hale geliyor. Testin tekrarında da sonuç pozitif bulunursa doğrulama testi yapılarak kesin tanı konuyor. Ülkemizde bu testler evlilik ve işe giriş işlemlerinde, adli vakalarda, kan bağışında rutin olarak uygulandığı gibi, bireyin kendi isteği ile de yapılabiliyor.
Ayrımcılık ve damgalamanın tanı testlerinin önündeki en büyük engeller olduğunu vurgulayan Tabak, şunları söyledi: “Hastalık riski taşıyan bireyler, yakın çevresi tarafından dışlanacağı korkusuyla test yaptırmaktan kaçınabiliyor. Test yaptırsa bile sağlık hizmeti kayıtlarında test sonuçlarının yer almasını istemeyebiliyor. Bu gibi durumların önüne geçmek amacıyla ülkemizde kimlik bilgilerini paylaşmaya gerek olmaksızın, tamamen ücretsiz HIV testi yapılmasına olanak sağlayan Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri (GDTM) hizmet veriyor. Bu merkezler sayesinde mahremiyet ihlali yaşanmadan, test öncesi ve sonrası danışmanlık hizmeti alarak test yaptırmak mümkün.”
AIDS mi, HIV mi?
HIV/AIDS ile bilgilerimizi tazeleyelim:
* HIV, ‘insan immün yetmezlik virüsü’ olarak adlandırılan bir çeşit virüs. Bu virüsle enfekte olan ‘HIV pozitif’ tanısı alır. HIV bulaştığı zaman virüs bağışıklık sisteminin organizatörü ve planlayıcısı CD4 lenfositleri adı verilen beyaz kan hücrelerine yerleşir ve zamanla çoğalmaya başlar. Hastalık ilerledikçe beyaz kan hücrelerinin sayısı azalır. Azalma kritik seviyeye indiğinde, bağışıklık sisteminin enfeksiyonlara ve bazı kanser türlerine karşı koruma fonksiyonu zayıflar. Sonuç olarak normal bir insanda hastalığa neden olma olasılığı düşük mikroorganizmalar, virüsle enfekte olan kişilerde hastalıklara yol açabilir.
* Sağlıklı bir bireyde CD4 lenfositleri sayısı 800 ile 1200 aralığında. CD4 sayısı 200’ün altına düştüğündeyse bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıflar ve fırsatçı enfeksiyonlarla bazı kanser türleri kolayca gelişebilir. Enfekte ve CD4 sayısı kritik eşik olan 200’ün altına düşen birey AIDS tanısı alır. AIDS, ‘edinilmiş bağışıklık yetmezliği sendromu’ anlamına geliyor. Her iki terim de aynı hastalığı tanımlaması nedeniyle kafa karıştırıcı olabilir. Basitçe, AIDS, HIV’in neden olduğu hastalığın ilerlemiş hali.
* HIV ile enfekte olan birey, bir süre sonra grip benzeri bir hastalık geçirebilir. Bu döneme ‘primer HIV enfeksiyonu’ ya da ‘akut retroviral sendrom’ deniyor. 15-20 gün gibi kısa süren bu dönem atlatıldıktan sonra, sessiz dönem (latent) olarak adlandırılan sürece girilir. Kişiden kişiye değişmekle birlikte yaklaşık 2-10 yıl arası sürebilen bu dönemde, genellikle hastalıkla ilgili hiçbir bulgu ya da belirti olmayabilir. Sessiz dönemde CD4 sayıları azalır ve vücuttaki virüs miktarı artar. Son olarak CD4 sayılarının kritik düzeylere gelmesi (200’ün altına düşmesi) ile birlikte hastalarda fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler ortaya çıkmaya başlar.
* Tüm dünyada 95-95-95’e ulaşılması hedefleniyor. Yani hastaların en az yüzde 95’ine tanı konulması, tanı konulanların en az yüzde 95’inin tedaviye başlaması ve tedavi alanların da en az yüzde 95’inin kanında virüsün saptanamaz düzeylerde olması. Tüm dünyada, hastalığını bilenlerin oranının yüzde 86, bunların içinde tedaviye erişim oranının yüzde 89 ve viral yükün saptanamaz düzeyde olma oranının yüzde 93 olduğu tahmin ediliyor. Ülkemizde HIV pozitif tanısı alanların tedaviye erişmesi açısından bir sorun bulunmuyor.