Menekşe Tokyay: Çocukların hapishaneye geri dönüş oranı, yüzde 70'lere ulaşıyor 

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Peki, son 14 yılda sayıları 100 binden fazla artan, suça sürüklenen çocukların ve toplumun canını en çok acıtan neydi? Bu çocukların toplumda binlerce kişiyi yaralayarak, canice öldürerek, sokak ortasında gasp ederek toplumun canını acıtması nasıl önlenebilirdi? Bebeklerden katil, hırsız, yankesici yaratan karanlık neden bir türlü aydınlığa kavuşamaz ki? Suça sürüklenen çocuklardan, yani 12-18 yaş aralığında suça bulaşmış veya bulaştırılmış çocuklardan söz ediyorum. Suçun faili, ama bir açıdan da kirli eller tarafından suça bulaştırıldığı için suçluluğun mağduru da olabilen çocuklardan… Eğitim dışında kalmış, erken yaşta zorla çalıştırılan, istismar edilen, ihmal edildiği için tehlikeli çevrelere dahil olan, sokakta yaşamaya mahkûm edilen, silahlı çatışma altında yaşayan, doğal afetlerden etkilenen, psikiyatrik sorunları görmezden gelinen, tüm ihbarlara rağmen suça sürüklenme riski yetkililer tarafından dikkate alınmayan çocuklardan… Bu çocuklara isnat edilen 3 suçtan 2’sinin yaralama ve hırsızlık olduğu bir toplumda yaralara nasıl bir bant ve ilaç tedavisi uygulanmalıydı?  

Ortada iki çatallı bir yol var: ıslah etme yönü olmayan, tamamen ceza odaklı bir adalet sistemi mi, yoksa davranışlarının sonuçlarını öngörebilme kapasitesi yetişkinlere göre daha düşük olan çocukların suç işlemesine yol açan sebeplerin önüne geçen onarıcı bir adalet sistemi mi? Ne yazık ki artık “yeni nesil Z kuşağı mafyalardan”, 15’e kadar inen suçluluk yaşından söz edilen Türkiye’de ağırlıklı yaklaşım, suça sürüklenen çocuklar için onarıcı olmak yerine cezaya dayalı bir yaklaşım olduğu için aynı kısır döngü içerisinde bir bebekten katil yaratan bir karanlığa, bireysel suçluluğun çeteleşmeye evrildiği bir düzeneğe lanet okumaya devam ediyoruz.

Tutuklamanın suçu önleyici, çocuğu onarıcı ve güçlendirici bir tedbir olmak yerine bir ceza aracı olarak kullanılması, uzun tutukluluk sürelerinde çocukların -kapalı bir kurum olması sebebiyle yapısı gereği “şiddet üreten”- cezaevlerinde suç ağlarıyla tanışmasına ve özgürlüğüne kavuştuktan sonra suç mekanizmalarının içine sürüklenmesine, dolayısıyla kriminal ilişkilerin yeniden üretilmesine yol açıyor. Zira hapishane ortamında yeterli bir rehabilitasyon mekanizması işlemiyor. Eldeki veriler, çocukların hapishaneye geri dönüş oranının yüzde 70’lere ulaştığını gösteriyor. Cezaevinden çıkan çocukların ve ailelerinin kolay erişebilecekleri psikososyal destek ağlarının yaygınlaştırılması, sosyal hizmet uzmanları ve psikologların bu yönde daha fazla görevlendirilmesi şart. Sosyoekonomik açıdan dezavantajlı ailelere doğan çocukların suç makinesine dönüşmesi karşısında artık yeni şeyler söylenmesi, etkili şeyler yapılması şart. Şule Gürbüz’ün dediği gibi, “devir, üstümüze devrildi.”

Menekşe Tokyay’ın yazısı