Mehmet Önal: Aile, şiddet içermeyen tutumların şekillendirilmesinde hayati öneme sahip

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Birbiri ardı sıra yaşanan, aile içi çocuk cinayeti, törensel baş kesme, cinsel istismar sonucu hayatını kaybeden bebekle ilgili travmalar, şiddet toplumuna döndüğümüze dair tartışmaları alevlendirdi. Şiddete ilişkin yüksek kaygı, genç kızların yaşam tarzlarını ve ikametlerini değiştirmeye kadar uzanan tedbirleri getiriyor. Sosyal şiddet, geçmişte şu andaki kadar güçlü endişe kaynağı değildi. Popüler yaklaşımlar, çeyrek yüz yıl önceki topluluğun yerini uyuşturucu savaşları, çocuklara ve genç kızlara yönelik cinsel saldırılar, mahallelerde soygun bıçaklama ve cinayetler, okullarda zorbalık içeren bir topluma bırakan (çok değişmiş) bir dünyayı anlatıyor. Uzun zamanlar boyunca, bireysel suçluların akıl hastası; siyasi şiddet suçlularının da halk kahramanı olduğuna inanıldı. Aileler, topluluklar ve uluslar sıklıkla bazı üyelerinin yararına, diğerlerinin ise zararına olacak şekilde gelişirler. Toplumlar değişimi kolaylaştırmak ve adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla seçimler, hukuk ve fırsat eşitliği sağlayan pozitif ayrımcılık gibi çeşitli mekanizmalar oluşturmuştur.

Ancak bu tür mekanizmaların sınırları vardır. Ve bu sınırlar dezavantajlı bir durumdan kurtulmanın başka bir yolunu görmeyenler için şiddeti tek alternatif olarak ‘meşru’ kılar. Etnik heterojenlik, düşük sosyoekonomik statü, ikamet hareketliliği ve suç arasında yüksek bir korelasyon tespit etmiştir. İstikrarlı, uyumlu, sosyal kontrol ağlarına sahip mahallelerin, gençlik çeteleri ve şiddetle karşılaşmama oranı çok yüksek. Şiddet cinsiyetle güçlü bir şekilde ilişkili; erkekler yalnızca daha fazla şiddet içeren eylemlerde bulunmakla kalmıyor, aynı zamanda şiddet temalı eğlencelerin birincil tüketicileri oluyorlar. Aile taahhütleri şiddet içeren radikalleşmeyi önlemek için tek başına yeterli olmasa da çalışmalar; sıcak aile bağlarının gençlerin şiddete olan düşkünlüklerinde caydırıcı olabildiğini gösteriyor. 

Babalar ve erkek aile üyeleri, erkek çocukları manipüle etme ve ‘askerileştirme’ konusunda ustadırlar ve erkeklik kavramlarının şekillenmesinde merkezi rol oynuyorlar.  Anneler ailenin kalbinde yer alır ve genellikle aileye yönelik potansiyel güvenlik açıklarını tahmin etmek ve tedbir almak için en iyi konumdadırlar.  Anneler ortaya çıkan bir riski tespit edebilir, ancak çocuğunun suç işlemesini engelleyecek araç veya desteğe sahip olmayabilir.  Bu durumda babalar ve evin erkek üyeleri, aileyi koruma ve sağlama konusunda kültürel olarak anlamlı, şiddet içermeyen değerleri vurgulayarak çocukları kontrol edebilirler. Yine araştırmalara göre, eve ekmek getirenlerin şiddete yönelme olasılığı çok daha düşük. Genç çocukları ev merkezli ve gelir getirici faaliyetlere dahil etmek en güçlü tedbirlerin başında geliyor. Eşe, çocuklara veya yaşlı ebeveynlere/diğer aile üyelerine karşı saygı ve yükümlülükler, gençleri şiddetten hayli uzak tutuyor.

Mehmet Önal’ın yazısı