Bahçeli sabahki grup konuşmasında, Sinan Ateş davasının siyasallaştırılmış olmasını eleştiren Özgür Özel’e “Özgür Özel sana diyorum, iddiaların aynen şahsın gibi çürüktür” diye konuşmuştu. Akşamki resepsiyonda ise Özel’e şöyle dedi: “Birbirimizi kırmıyoruz inşallah. Üzülme! Bazen siyaseten söylememiz gerekenler oluyor.” Bahçelinin bu sözleri doğrudur, siyasi tarihimizin özeti gibidir: Tabanları motive etmek veya karşı tarafı etkisizleştirmek için “söylenmemesi gereken” sözler söylenmekte, hatta hain suçlamalarını yapılmaktadır. Devlet Bahçeli’yi “Ülkücü Asistanlar” döneminden tanırım. Son derece nazik, kibar, saygılı bir insandı. DEM’le tokalaşan, Özel’le konuşan MHP lideri, o Bahçeli’ydi. Merhum Ecevit ve merhum Mesut Yılmaz’dan, “Bahçelinin çok kibar bir insan olduğunu” defalarca duymuştum. Kafalarındaki sert “Ülkücü” imajından çok farklı olması onlarda güzel bir sürpriz etkisi yapmıştı. Fakat bizim gibi ülkelerde… “Vurduğu yerden ses getiren lider” kültü ve “lidere mutlak itaat” kültürü zamanla insanları nasıl da değiştirebiliyor?..
Bahçeli’nin söylediği doğrudur: Siyasi güç kavgasında tabanı tutma, teşkilatları aktive etme duygusu liderleri şu veya bu ölçüde “söylenmemesi gerekenleri” söylemeye sevk ediyor. Neticede kutuplaşma illeti, yakamızdan düşmüyor. Siyasi tarihimizde, karşı tarafı “hain” diye suçlamak da maalesef yaygındır. Cumhuriyetin ilk döneminde vardır. Kazım Karabekir, Rauf Orbay “hain” olabilir miydi?! 1950-60 arasında CHP’liler ve DP’liler birbirlerini hainlikle suçladılar, meydanlarda taşlı, sopalı kavgalar yaptılar. Darbe lideri Org. Cemal Gürsel, “sabık iktidar vatanı Ruslara satmaya kararlıydı” diye resmi beyanat verebilmişti, utanmadan, arlanmadan! (18 Haziran 1960) 1970’lerde birbirimize kurşun yağdırmadık mı?
Merhum Turgut Özal yeni bir dönem açmak istemiş, geçmişin zehirli siyaset dili önemli ölçüde bırakılmıştı. İhanetle suçlama dilini son on yılda AK Parti lideri Erdoğan yeniden devreye soktu. Muhalefet “Dış güçler”in uzantısı ve “terör işbirlikçisi” idi. Eleştiren ekonomistler “mandacı iktisatçılar”dı… Dikkat edelim; “siyasette söylenmemesi gereken” sözler, olmaması gereken husumet ve kutuplaştırma nutukları, bizleri etkileyip siyasi ihtiras arabalarına at olarak koşmak içindir. O sözleri ayıklayarak dinleyelim, okuyalım… Bakalım geriye ne kalıyor; bilgi olarak, veri olarak, program olarak, öneri olarak, tefekkür olarak?..