Gene de Salı günkü açılışta Bahçeli’nin bu kez kendiliğinden DEM Parti sıralarına yaklaşmasının bu kez onun için kurgulanmış bir “iletişim operasyonu” olduğunu düşündürecek nedenler var.
Sinan Ateş cinayetinin açık bir yargılamada en yakın iki yardımcısının çevresinde geçen bir olay örgüsüne bağlanmasının, Bahçeli’yi umarsızca bir gündem değişikliğine muhtaç kıldığı gün gibi ortada. Güne, Sinan Ateş cinayeti davası dolayısıyla CHP ve Halk TV ile ağız dalaşına girerek başlayan Devlet Bahçeli için yeni bir gündem ve yeni hevesler uyandırmak bakımından DEM Parti’nin ipine sarılmak karşılıksız bir adım olarak görülemezdi; nitekim TBMM Başkanlığının bir Erdoğan şovu olarak tasarladığı TBMM açılışında bu adımıyla baş rolü Erdoğan’dan çalmayı başardı, günü kurtardı.
Ancak 17 yılda iki kez TBMM’de MHP oylarıyla dokunulmazlıkları kaldırılan ve seçmenlerini dürüstlük ve cesaretle temsil edişlerini cezaevlerine kapatılarak ödeyen Kürt vekiller için bu anlık gülümselemeler ve el sıkışmalar süregiden tarihsel mücadelede göz açıp kapayıncaya kadar süren “sivil mütareke” anları, çatışmadan medet ummayışlarının gözle görünür kılınabildiği enstantanelerden ibaret.
Bahçeli’nin “barış”ının “son teröristin ortadan kaldırılması”nda somutlaştığını unutanlar için MHP Genel Başkanı’nın kendisine bahşedilmiş “şövalyelik” anlarından birinde “barış”ı telaffuz edişinin anlamının o gün için Sinan Ateş cinayetinin baskısından kurtulmaktan ibaret olduğunu kavramak kolay olmayabilir. Ancak, yanılgılardan uzak bir siyaset için TBMM’nin ülkenin en büyük gösteri mekanı olduğunu hiç akıldan çıkartmamak ve MHP’nin hakikatini tıpkı bütün öteki ırkçı partiler gibi MHP’li yerel görevlilerin, akademisyenlerin, gazetecilerin, yargıçların, bürokratların, kaymakamların, cezaevi müdürlerinin ve kolluk görevlilerinin her günkü icraatıyla ölçmekten şaşmamak gerekir.
Elbette size elini uzatanla el sıkışırsınız, ama sapandan taşı eksik etmemek kaydıyla…