Geçtiğimiz günlerde sürdürülebilir ekonomi ile ilgili olarak iki kurumumuz kamuoyu ile iki değerli rapor paylaşmıştır. Bunlardan ilki İstanbul Sanayi Odası (İSO)’nın yayımladığı, Türkiye’deki sanayi kurumlarının sürdürülebilirlik konusundaki farkındalık ve yaklaşımlarını ortaya koyan Sanayide Sürdürülebilirlik Eğilimi Araştırması raporudur. Rapora göre sanayi sektöründeki işletmelerin %28’i sürdürülebilirliği iş süreçlerine eklemiş, firmaların sürdürülebilirlikle ilgili bilgi seviyesi düşük kalmış, %34 gibi düşük oranda firma sürdürülebilirlik hedefi belirlemiş, bunlar da ağırlıkla ekonomik sürdürülebilirliğe odaklanmış, sanayi kuruluşlarının sadece yüzde 13’ü karbon ayak izini hesaplamıştır. Ayrıca firmalar sürdürülebilirlik hedef ve aksiyonlarını etkileyen en önemli unsur olarak kanun ve yönetmelikleri görmekte, yasal ve idari düzenleme olmadığında işletmelerin kendi başlarına aksiyon alma eğilimi düşmektedir.
Yayımlanan ikinci rapor Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)’nun Türk Bankacılık Sektöründe Çevresel ve Sosyal Sürdürülebilirlik-Sürdürülebilir Bankacılık Soru Seti Bulgularına ilişkin. 2022 yılı sonu itibarıyla, bankaların kendi tanım ve kabulleri çerçevesinde sürdürülebilirlik alanlarına yönelik kullandırdıklarını beyan ettikleri ticari ve kurumsal nitelikteki kredilerin bakiye toplamının 494 milyar TL, bu tutarın sektörün toplam kredileri içerisindeki payının ise %6,5 olduğu belirtilmiştir. Nakdi krediler içerisinde en büyük pay %56 ile yenilenebilir enerjidedir. Bunu %13 ile kadın girişimcilere ve %7 ile sağlık ve sosyal hizmetlere kullandırılan krediler takip etmektedir. Raporda sürdürülebilirliğe yönelik kullandırılan krediler konusunda tanım, sınıflandırma, etiketleme ve izleme altyapısının yeterli olmaması sebebi ile bireysel nitelikteki kredilere dair veri üretilmesinin güçleştiği vurgulanmıştır.
Dünyadaki örneklerde sürdürülebilir ekonomiye geçişi sağlayacak kamusal müdahaleler çevreyi korumaya ve iklim değişikliğini önlemeye yönelik yasal düzenlemeler ile süreci destekleyecek finans politikalarından oluşmaktadır.
Sürdürülebilir ekonomiye geçiş için öncelikli olarak çevre ve iklim politikaları kapsamında ulusal yeşil taksonominin yürürlüğe konması, böylece ekonomik faaliyetleri çevresel ve sosyal etkilerine göre tanımlayıp sınıflandırmakta, yeşile boyamayı engellemekte ve yatırımcılara güven vermekte kullanılacak somut kriterlerin belirlenmesi gerekmektedir. Gelecek nesillere yaşanabilir bir ülke bırakmak istiyorsak, sürdürülebilir ekonomiye geçişi sağlayacak çevre, iklim, sanayi ve finans politikası adımlarımızı hızlandırmamız gerektiği aşikardır. Yürürlük tarihi giderek yaklaşan AB Sınırda Karbon Düzenlemesinin, yeterince hızlı hareket etmememiz halinde oluşabilecek potansiyel olumsuz etkilerini de akılda tutmakta yarar bulunmaktadır.